İLK UTANCIM

Ben, bir kez bitlendim. Şimdi bunu söylemek kolay tabi. Gel de o zaman, o yaşta söyle kolaysa… İşin sonunda bir başına kalmak var, saklambaç oyununa alınmamak, sırada tek başına oturmak var… Öyle ya kim ister bitli bir arkadaşı! Uzun, upuzun saçlarım var o zamanlar. Hani derler ya “Hiç makas değmemiş.”

Devamını Oku

Paylaş

SEMBİYOZ

Annelik; Bir cana yuva olana dek bilip de zihninin en gerilerine ittiğin, görüp de kabul veremediğin, hissedip de “Gel, otur, yüzleşelim.” diyemediğin duyguların, acıların bir tepsi içinde sana sunumu… Bir gün, henüz kendini kucağına alıp büyütememişken, kendine henüz sarılıp şefkat verememişken bir canla buluyorsun kendini. Sevgi veriyorsun, şefkat veriyorsun, yuva

Devamını Oku

Paylaş

UĞURLAR OLA!

-Ne görüyorsun? – Yıldız. -Ne görüyorsun? -Ay dede. “Ay dede ay dede. Senin evin nerede? -Ne görüyorsun? -Bulut! -Ne görüyorsun? -Karanlık. -Ne görüyorsun? -Boşluk…   İşte burada değişiverdi işler. Sor ve bul, bul ve anla, anla ve düzelt, düzelt ve kendin ol! -I- Gökyüzü bulutluydu ve bulut oyunu oynanıyordu o

Devamını Oku

Paylaş

İÇİMİZDEKİ ZORBA

Biri var… Beni koruyor, kolluyor… Her şeyin en doğrusu, en iyisi onda… Bunu yap, şunu yapma, Bu uygun, şu asla olmaz diyor. Tehlikeleri hep benden önce görüyor, biliyor, hatta seziyor. Bir de hep ama hep benden önce düşünüyor. Beni dışarıdaki tüm kötülüklerden koruyor Ama işte kendisi yerine göre dövüyor, yerine

Devamını Oku

Paylaş

KAYDIRAK

İçimdeki çocuk ve yetişkin sapsarı, ılık bir güneşin altında göz göze geldi. Çocuğumun gözlerindeki pırıltı, yetişkinimin meraklı, sorgulayan gözlerine takıldı. Söze şöyle başladı yetişkin: – Önümüzde bir gün, hatta bir ömür… Senle ben; iki yakın yol arkadaşı. Kol kola verip yürümesi gereken iki ortak. Var mısın çocuk, benim gözümle bakmaya

Devamını Oku

Paylaş