05/03/2021
DUYUŞSAL GELİŞİM

BEN, AHMET…: BİR AKADEMİK ÖZGÜVEN ÖYKÜSÜ

“İnsanlar, onlara ne söylediğinizi unutabilirler. İnsanlar, onlara ne yaptığınızı da unutabilirler. Ama insanlar, onlara kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar.”

Maya ANGELOU

BEN, AHMET…

Sanki yıllardır o sıranın arkasında ayakta duruyor, ömrümü onun arkasında tüketiyordum. Arkadaşlarımın alaycı bakışları karşısında giderek küçülüyor, eriyordum. Eriyip buharlaşan ve gökyüzüne yükselen bir su damlasıyım ben. Ben, Ahmet. Su damlası Ahmet!

“Otur yerine!” cümlesiyle gökyüzünden sınıfa döndüm. Artık bir su damlası değil, öğrenci Ahmet’tim yine. Matematik problemlerini çözemeyen, öğretmenin “Çözemeyenler ayağa kalksın!” demesiyle sürekli sırasının arkasında dikilen, arkadaşlarının “mankafa” lakabını taktıkları Ahmet. Ben, Ahmet. Mankafa Ahmet!

Oturdum ve sonraki problemde tekrar başıma gelecek şeyle nasıl başa çıkacağımı düşünmeye başladım. Belki bu sefer bir balon olabilirim! Rüzgâra karışıp savrulan bir balon! Ya da bir uçurtma… Evet, rüzgâr beni ve arkadaşlarımın “Mankafa Ahmet!” şeklindeki fısıldaşmalarını bu sınıftan götürür.  

Denedim! Çözmeyi çok denedim. Bazen başarabileceğimi de hissettim ama bu sıranın arkasında her dikilişimde inancımı biraz daha kaybettim. Artık kabullendim problem çözemediğimi. Artık fark ettim bir problem gördüğümde bulutların arkasına saklanmak istediğimi. O problemin, beni görmeden çekip gitmesini dilediğimi.  

Belki siz de vazgeçtiniz benden.  Belki “Ne yaparsam yapayım, anlamıyor bu çocuk.” diye geçiyor içinizden. Oysa bir bilseniz anlamayı ne kadar çok istediğimi… Göğsümü gere gere “Ben de doğru çözdüm, öğretmenim!” cümlesini söyleyebilmeyi…

“Ben, Ahmet. Sadece Ahmet!” diyebilmeyi…

Bir problem gördüğü zaman balon olup rüzgârla savrulmak; problem, onu görmesin diye bulutların arkasına saklanmak isteyen Ahmet’in öyküsü bu. Problem çözemediğini kabullenmiş, bunu denemekten vazgeçmiş Ahmet’in öyküsü… Problemleri çözemediği için kendisiyle alay edilen, ne yazık ki buna, öğretmenin belki de sonucunu fark edemediği davranışıyla maruz kalan, utanç duygusunu yoğun şekilde yaşayan Ahmet’in… 

Peki, Ahmet neden problem çözemeyeceğini kabul ediyor? Neden göğsünü gere gere “Ben de çözdüm, öğretmenim!” demek için çaba göstermek yerine, problemleri çözebileceğine ilişkin inancını giderek kaybediyor? Neden artık başarabileceğine inanmıyor?

Bunun yanıtı, Ahmet’in akademik benlik algısının düşük olmasında yatıyor. Öğrenmeyi etkileyen en güçlü duyuşsal özellik olan akademik benlik algısının…

Peki, nedir bu akademik benlik algısı?

Bunu tartışmadan önce “benlik” kavramını ele almamız gerekiyor.

Benlik Kavramı

“Ben neyim?”, “Ben ne yapabilirim?” gibi sorulara verdiğimiz yanıtlar benlik algımızı oluşturuyor. Örneğin “Başarılıyım.”, Başarısızım.”, “Akıllıyım.”, “Akılsızım.”, “Güzelim.”, “Çirkinim.” gibi yanıtlar benlik algımızı ortaya koyuyor. Yani benlik, kendimiz hakkındaki düşünüşümüz, yargılarımız anlamına geliyor. Çeşitli özelliklerin kendimizde bulunuş derecesi hakkındaki değerlendirmelerimizin tümü, kendimizi algılayış biçimimiz şeklinde de tanımlanıyor.

Peki, “benlik” kavramı neden çok önemli? Çünkü benlik algımız, bir başka deyişle kendimizle ilgili yargılarımız, tutum ve davranışlarımızı belirliyor. Örneğin “yeteneksiz” olduğumuzu düşünüyorsak, yetenek gerektiren şeylerden uzak duruyoruz. “Çirkin” olduğumuzu düşünüyorsak, karşı cinsle iletişim kurmaya çekiniyoruz. “Önemsiz” olduğumuzu düşünüyorsak, düşüncelerimizi söylemekten kaçınıyoruz…

Peki, davranışlarımıza yön veren benliğimiz, bir başka deyişle kendimizle ilgili yargılarımız nasıl oluşuyor?

Aslında başlangıçta, kendi varlığımızın farkında değiliz. Üç yaşından itibaren kendi varlığımızı tanımaya başlıyoruz. Çevremizle kurduğumuz etkileşimler sonucunda benliğimiz, yani kendimizle ilgili düşünce ve yargılarımız oluşmaya başlıyor. Bir başka deyişle benliğimiz, toplumsal yaşam içinde oluşup biçimleniyor.

Toplumsal yaşam içinde benliğimizin oluşmasındaki ilk ve en etkili faktör ailemiz. Sonra akrabalarımız ve oyun arkadaşlarımız geliyor. Örneğin aşırı otoriter, söz ve seçim hakkı tanımayan, sorumluluk vermeyen, yaptığımız hatalara eleştirel ve cezalandırıcı yaklaşan bir ailemiz olduğunu düşünelim. Bu durumda benliğimize ilişkin olumsuz yargılar geliştirmemiz kaçınılmaz. Kendimiz hakkında “beceriksiz”, “değersiz”, “yeteneksiz” gibi yargılar oluşturmamız, bunun sonucunda da kendimize güvensiz ve benlik algısı (saygısı) düşük biri olmamız çok mümkün. Düşük benlik algısına sahip olunca da yapabileceğimiz işlere bile “Ben yapamam!” düşüncesiyle girişmememiz, düşüncelerimizi diğer insanlara iletmekte çekingen davranmamız çok doğal.

Benlik algısı (saygısı) düşük çocuklar, başarısızlıkları neticesinde bir öğrenilmiş çaresizlik yaşıyor, yaptıkları her etkinlikte başarısız olacakları endişesini hissediyor ve kınanmaktan kaçınmak için hiçbir şey yapmama eğilimine sürükleniyorlar.

 Buna karşılık demokratik, varlığımıza ve isteklerimize saygı duyan, bize söz ve seçim hakkı tanıyan, gelişim özelliklerimize bağlı olarak bize yerine getirebileceğimiz sorumluluklar veren bir ailemiz olduğunu düşünelim. Hatalarımız karşısında eleştiri ya da ceza yerine olumlu ve gerçekçi geri bildirim aldığımız bir ailemiz… Böyle bir ortamda benliğimize ilişkin olumlu yargılar geliştirmemiz, benlik algısı yüksek, dolayısıyla kendimize güvenli bir birey olmamız kaçınılmaz. Yapılan araştırmalar da ebeveynlerinden olumlu ve gerçekçi geri bildirimler alan çocukların daha olumlu bir benlik algısı geliştirdiklerini ortaya koyuyor.

Peki, benlik tek boyutlu bir kavram mı? Benliğimizi oluşturan, kendimize ilişkin algılarımız neler?

Kendimize ilişkin algılarımızın tümüne “genel benlik tasarımı” adı veriliyor. Genel benlik tasarımımız, kendi içinde alt boyutları olan iki temel boyuttan oluşuyor: Akademik benlik tasarımı ve akademik olmayan benlik tasarımı. Akademik olmayan benlik tasarımımız içinde insanlarla olan ilişkilerimiz, duygusal ve fiziksel özelliklerimizle ilgili olarak kendimiz hakkında geliştirdiğimiz yargılar bulunmakta. Örneğin kendimiz hakkındaki içe kapanık  –  dışa dönük, çekingen – girişken, utangaç – sokulgan, güzel – çirkin gibi yargılarımız bu benlik boyutu kapsamında yer alıyor.

Benliğimizin, üç yaşından itibaren ailemiz ve yakın çevremizle kurduğumuz etkileşimler sonucunda oluşmaya ve biçimlenmeye başladığını belirtmiştik. Bunun ardından benlik tasarımımızda aile ve yakın çevremizden sonra en etkili olan kurumla, yani okulla tanışıyor ve o güne kadar oluşturduğumuz benlik tasarımına yeni bir benlik algısı daha ekliyoruz: Akademik benlik algısı.

Akademik Benlik Algısı

Buna akademik benlik tasarımı, akademik benlik kavramı, akademik özgüven diyenler de bulunmakta. Akademik benlik algısı, öğrencinin öğrenme özgeçmişine dayalı olarak herhangi bir öğrenme birimini öğrenip öğrenemeyeceğine ilişkin kendini algılayış tarzı, diğer bir deyişle bireyin kendine karşı tutumu şeklinde tanımlanıyor. Akademik benlik algısı, kişinin akademik yönü baskın olan bir işte başarılı olacağına inanma derecesi olarak da ifade ediliyor.

Şimdi yazının başında öyküsüne yer verdiğimiz Ahmet’e dönelim. Ahmet’in problem çözmeye karşı kendini algılayış tarzı nasıl? Olumsuz. Peki, bunun nedeni ne? Ahmet’in geçirdiği yaşantılar. Bu yaşantıların sonucunda Ahmet’te oluşan ne? Problem çözmeye, belki de matematiğe karşı olumsuz akademik benlik algısı ve öğrenilmiş çaresizlik.

Akademik benlik algısının en önemli yordayıcıları “geçmiş başarı” ve “geçmiş yaşantı” faktörleri.  Okulda ya da bir derste sürekli başarısızlık yaşayan bir çocuk, bir süre sonra öğrenilmiş çaresizliği yaşamaya başlıyor. Bu da öğrenmeye ya da o derse karşı olumsuz akademik benlik algısının oluşmasına neden oluyor.

İş burada da bitmiyor. Önemsenen bir yetenekle ilgili başarı ya da başarısızlığın etkisi yayılma eğilimi gösterip genel benlik algısına da yansıyabiliyor. Örneğin matematik dersinde sürekli başarısızlık yaşayan bir çocuk, genel benlik algısını “Ben yeteneksizim.”, “Ben öğrenemiyorum.” gibi yargılarla şekillendirebiliyor. Bir başka deyişle hem kendine hem de öğrenmeye karşı olumsuz tutum geliştiriyor. Buna karşılık önceki yaşantıları başarılı olan çocukların hem sonraki öğrenme görevlerine hem de öğrenmeye karşı olumlu tutumları artıyor.

Peki, karşılaştığımız hangi yaşantılar ya da davranışlar, akademik benlik algımızın olumsuz olmasına neden oluyor? Ahmet’in öyküsünde de gördüğümüz gibi teşhir etmek, bunun en önemli nedenlerinden biri. Başarısızlık yaşayan çocukları teşvik etmek, başarmalarını sağlamak yerine küçük düşürecek söylem ve davranışlarda bulunmak, akademik özgüveni yerle bir eden en önemli unsurlardan biri.

“Kendim…: Karşılaştırma Üzerine Bir Akademik Özgüven Öyküsü” adlı yazımızda karşılaştırmanın, akademik özgüven üzerindeki etkisini okuyabilirsiniz.

Dr. Levent VEZNEDAROĞLU

YARARLANILAN KAYNAKLAR

ARSEVEN, A. (1986). Benlik Tasarımı. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 1 (1). Syf.15-26.

ASLAN, E. (1992). Benlik Kavramı ve Bireyin Yaşamındaki Etkileri. M.Ü. Atatürk Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Dergisi. Sayı: 4, Syf. 7 – 14

BLOOM, B.S. (1995). İnsan Nitelikleri ve Okulda Öğrenme. Öğretmen Kitapları Dizisi. (Durmuş Ali Özçelik, Çev.). İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

ÇALIŞKAN, M. (2014). Bir Derse Yönelik Duyuşsal Giriş Özelliklerinin Belirlenmesi: Bir Ölçme Modeli Önerisi. Kastamonu Eğitim Dergisi, Cilt:22, No:1, Syf: 57-68.

ERDEM, A.R. ve GÖZÜKÜÇÜK, M. (2013). İlköğretim 3. 4. V e 5. Sınıf Öğrencilerinin Türkçe Dersine Yönelik Motivasyonları Ve Tutumları Arasındaki İlişki. Pegem Eğitim ve Öğretim Dergisi, 3(2), 13-24.

İNANÇ, N. (1997). Üniversite Öğrencilerinin Benlik Saygısı Düzeyleri İle Akademik Başarıları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü. İzmir

KENÇ, M.F. ve OKTAY, B. (2002). Akademik Benlik Kavramı ve Akademik Başarı Arasındaki İlişki. Eğitim ve Bilim. Cilt 27, Sayı 124, Syf. 71 – 79.

KUZGUN, Y. (1993). Benlik ve İdeal Benlik Kavramının Tercih Edilen Meslek İle İlişkisi. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi. Cilt 16, Sayı 1, Syf. 1-10.

PEHLİVAN, H. ve KÖSEOĞLU, P. (2011). Ankara Fen Lisesi Öğrencilerinin Matematik Dersine Yönelik Tutumları İle Akademik Benlik Tasarımları. Buca Eğitim Fakültesi Dergisi. Sayı: 31, Syf. 153 – 167.

SENEMOĞLU, N. (2007). Gelişim Öğrenme Ve Öğretim Kuramdan Uygulamaya. Ankara: Ankara: Gönül Yayıncılık.

Bu yazıyı değerlendiriniz
[Total: 0 Average: 0]

Similar Posts

Bir Yorum Yazın