BİR ÖĞRETMENİN TARİHİ – İLKÇAĞ

BİR ÖĞRETMENİN TARİHİ – İLKÇAĞ

Kendi öğretmenlik tarihimi inceleme fırsatı bulmam, mesleği bıraktığım ve pandemi denen “şey” ile tanıştığım tuhaf bir döneme denk geldi. Dönemin tuhaflığı, yirmi altı yıl sonra ilk kez durma fırsatına, ayrıcalığına sahip olmamdan kaynaklı. Durmak, çağımızın telaş, kaygı, kaçırma korkusu hastalıklarının tek panzehiri. Bu yüzden çok şanslı olduğumu düşünüyorum.

Tarih eğitimi almış biri olmam sebebiyle kendi mesleki tarihimi de alışık olduğum biçimde bölümlere ayırmayı uygun buldum. Bu nedenle yazı, mesleki ilkçağımı, aslında öğretmenlerin mesleki ilkçağını anlatacak. Ardından ortaçağ, yeniçağ ve yakınçağımı da yazmayı deneyeceğim. Her ne kadar tarihçi gözüyle bakmaya alışık olsam da iş eğitime dair konuşmaya gelince biraz toplumbilim, biraz felsefe, biraz da her şeye kayması kaçınılmaz oluyor. Bu alanların amatörü olarak önden affımı isteyeceğim.

İlkçağım hangi gelişmeyle başladı?

Öğretmenin ilkçağı üniversiteden mezun olup mesleğinin gerçekleriyle baş başa kaldığı ilk iş deneyimiyle başlar. Acımasız, üretken ve şaşırtıcı bir dönemdir. Öğretmen, gerekli bilgi ve becerilerle donatılmış olarak mezun edildiği inancıyla iş başvuruları yapmaya ve/veya atama beklemeye başlar. Ben de böyle başladım. İlkçağ, hazır olduğumuzu sandığımız bir meslek için aslında çok çok eksik olduğumuzu yüzümüze çarparak karşılar bizi. Aile, arkadaş çevresinde “Bizim kız / bizim oğlan öğretmen çıktı.” gururlanmalarıyla coşku dolan stajyer öğretmen, eğitim dünyasında çığır açacağını, nice hayatlara yön verip nice denizyıldızını suyla buluşturacağını düşünerek başlar çalışmaya. Acımasızlık ilk kez burada kendini gösterir. Nasıl mı?

İster resmi ister özel olsunlar kurumların ilk mesajları, hiyerarşinin hayati olduğudur. Hiyerarşi! Kutsal sözcük.

Şöyle anlatılabilir:

Öğretmen < zümre sorumlusu < müdür yardımcısı <okul müdürü < (varsa) genel müdür

Öğretmen, öğrencileriyle ilgili bir fikrini, hayalini, yaklaşımını önce zümre sorumlusuna kabul ettirmeli, sonra sırasıyla diğerlerini ikna etmeli ve nihayet en tepedeki karar vericiye kadar ulaşmalıdır. Başarabilirse tabi.

İlkçağ, öğretmenin bu hiyerarşik düzende haddini, hududunu tanımlamak zorunda olduğu bir çağdır. İhtiyacı olan; hata yapmak, hatalarından öğrenmek ve gelişmek olan öğretmen, bu çağda hata yapmamak için o kadar çok uğraşır ki sonunda yeni hiçbir şey öğrenemez hale gelir. Şanslı azınlık, yöneticilerinden destek bulabilenlerdir.

Ders defteri, not defteri, e-okul sistemi, sınıf geçme yönetmeliği, disiplin yönetmeliği, şube öğretmenler kurulu, tören komisyonu, raporlar, tutanaklar ilkçağın öncelikleri ama öğretmen tarafından bilinmeyenleridir.

Dikkatinizi çekerim, bu çağda henüz öğrenciler özne değiller!

Ast üst ilişkisinin bir yerine oturtulamayan ancak gizli güç olarak gölgesi hep okulun üzerinde olan bir diğer unsur, velilerdir. Öğretmen, velilerin eğitim sisteminin çok önemli bir parçası olduğunu, onlarla iletişimin, işbirliğinin ve kriz yönetiminin önemini üniversitede hiç ama hiç duymadığından, şaşakalır.

İlkçağ şaşırtıcıdır demiştik ya, işte!

Öğretmeni şaşırtacak bir diğer gerçek ise tüm meslektaşlarının aynı çağı yaşamıyor olmasıdır. Kimileri çoktan ortaçağın karanlığına gömülmüşken kimileri çok başka bir noktadadır. Hal böyle olunca ekip çalışması ve ortak akıl, uzak bir hayal olarak kalır. Öğretmen, kendini nasıl var edeceğine, nasıl bir öğretmen olacağına, nasıl gelişeceğine, nasıl değişeceğine ya da değişmeyeceğine kendisi karar verecektir. Tıpkı ilkçağ filozoflarının aynı zamanda matematikçi, hekim, ressam vb. olmaları gibi öğretmen de pek çok şey birden olması gerektiğini bu çağda anlar.

Dikkatinizi çekerim, öğrenciler hâlâ özne değiller!

Öğretmenin ilkçağı, üretken bir dönemdir. Sistem, planlı biçimde kendisini desteklemediği, yaşam boyu öğrenmeye zemin hazırlamadığı, anlamlı “geri bildirim” vermediği için öğretmen sürekli öğrenmek, denemek, yanılmak ve kendince doğruyu bulana kadar uğraşmak durumundadır. Üretkendir çünkü öğrencilerine karşı sorumludur ve en iyisini sadece onlar için yapması gerektiğini hemen keşfeder. Öğrencileriyle anlamlı ilişkiler kurmaya başladığı andan itibaren doğru yerde olduğunu anlar.

İlkçağının sonuna gelen bir öğretmen, el yordamıyla da olsa, öğrencilerini her şeyin önüne koyduğunda artık öğretmendir.

Nihayet özne öğrenciler!

Bir çağı açıp bir diğerini başlatan o kritik gelişme her birimiz için farklı olsa da tüm öğretmenlerin ortaçağı olmuştur diye düşünüyorum.

Orada buluşmak dileğiyle…

Ebru PINAR

Görselin Alındığı Site

https://de.freepik.com/vektoren-premium/schueler-und-lehrer-im-klassenzimmer-cartoon-abbildung_5338721.htm

Paylaş

Bir Yorum Yazın

Bize Sorun
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Size yardımcı olabilir miyiz?
0
SEPETİNİZ
  • Sepetinizde ürün yok.