ÖĞRETMEN OLMAK

BİR ÖĞRETMENİN TARİHİ – ORTAÇAĞ

Kişisel tarihin çağlarının, özellikleri bakımından sapma gösterse de dünya tarihiyle şaşırtıcı benzerlikler taşıdığını bu yazı dizisini kurgulamaya çalışırken fark ettim. Üstelik kişisel dediğim bu mesleki tarihçe, okurlardan gelen yorumlara bakılırsa, aslında pek de kişisel değil. Ortak seyir yaşadığım meslektaşlarım tahminimden fazla.

O halde Ortaçağımıza hoş geldik…

Umberto Eco, tutkunu olduğu zamanları olağanüstü ayrıntılı biçimde anlattığı Ortaçağ serisinin ilk cildi “Barbarlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar”a, çoğu tarihçiden farklı bakış açıları ve anlamlar yükleyerek başlar. Ona göre Ortaçağ, karanlık ve korku çağı değildir. Bilimi reddetmez. İnsanlığın korkunç şeyler yaptığı tek dönem de değildir. İçinde yeni bir dünya yaratacak birikimi ve gücü taşır.

Peki ya öğretmeninki?

Aziz Pavlus’un döneme ilişkin “Biz şimdi bir ayna ve muammalarla görüyoruz.” şeklindeki muhteşem değerlendirmesi bir öğretmenin mesleki tarihini açıklamada da etkili.

Öğretmenin Ortaçağ’ı ilk döneminden oldukça farklı ama kısmen ona benzerdir de. İlkçağ deneyimlerinden öğrendikleriyle bir öğretmen kimliği yaratmış ancak bunu, kendi gücü ve birikiminden çok, düzenin gereklerine uymak üzerine oturttuğundan ne pişebilmiş ne de ham kalmıştır. İlkçağın sonlarına doğru, öğrencilerini işinin odağına oturtmayı ilke edindikten sonra onun için artık önemli olan, kendi doğrularıyla çevresine bir duvar örmek, kendisi ve öğrencileri için olabildiğince özerk ve güvenli bir dünya yaratmaktır.

Başarır da…

Artık rutinleri yerine getirmede, ast-üst ilişkilerini ayarlamada, iletişimde, dengeleri gözetmede sorun yaşamamaktadır. İhtiyacı olan materyalleri üretebilecek, uygulayabilecek durumdadır -eğer üretmeyi seçerse, aksi durumda hazır metinler, özetler, test soruları vb. öğrenme ortamını tıka basa doldurmaya başlar- ancak güvenli gibi görünen bu düzen, öğretmen için ciddi bir tehlikeyi de beraberinde getirir.

Ortaçağ karanlık ve sönük değildir; öğretmenin profesyonelleştiği bir çağdır belki ama aynı zamanda statükocu ve tutucu bir dönemdir de. Güvenlik duvarının öte tarafında yaşanan değişimleri görmezden gelebilir, kendinden memnuniyeti ile yüzyıl daha mesleğini yapabilir, gelişime hiç mi hiç ihtiyaç duymayabilir. Kişisel olarak değerlendirildiğinde kabul edilebilir gibi görünen bu eğilim, iş, öğrenenlerin konumlarına ve haklarına geldiğinde çetrefilleşir çünkü onların evreni, ortaçağını yaşayan öğretmenin evreninden çok daha dinamik, çok daha devrimcidir. Yıkar, yeniden kurarlar; sorar, yargılar, değişir ve dönüşürler. Evet, Ortaçağ bilimi reddetmez; öğretmen de kendi ortaçağında ucundan kıyısından okuyup öğrenmeye, yeni bir şeyler söylemeye çabalar ancak sistemin güçlü araçlarla desteklemediği hatta hiç umursamadığı bu bireysel çaba, onu, bir kez daha yalnız ve güvensiz bırakır.

Mesleki Ortaçağ’ında öğretmen, iki seçenek arasında kalır; ya konfor alanında kalarak sakin ve güvenli bir yaşam sürecek, yıllarını böyle geçirecek, sonra da emekli olup rahata kavuşacaktır (!) ya da zor olanı seçerek bitmeyen bir öğrenme sürecine girecektir. Yani çağıyla ters düşecektir. Umberto Eco da tarihin bu “farklıları”na odaklanır ve çağı, bu farklılıkların zenginliği ile yeniden yorumlar.

Öğretmen çağının durağanlığından, değişime dirençli, konforlu ortamından çıkmaya kalkıştığında, doğrularını sorgular, alışkanlıklarını gözden geçirir ve odağını yeniden öğrencilerine çevirir. Bu kez, onları bir kitle olarak algılamaktan çıkar ve gerçek bireyler olarak algılamaya, farklılıklarını anlamaya ve öğrenme ortamlarını buna göre düzenlemeye başlar.

Öğretmenin keşifler çağına geçiş adımı, içinde bulunduğu atmosferi sorgulamasını gerektirir. Daha çok soru; daha çok arayış, daha çok değişim, daha çok çatışma demektir. Öğretmenin ortaçağdan çıkışı, sistem ve kurumsal kimlikle çatışarak mümkün olur. Bu hem çok güç hem de çok heyecan verici, engellenemez bir süreçtir.

Ortaçağın sonlarına doğru öğretmen, sürekli “icat” çıkarır ve “üstüne vazife olmayan işler”e karışır. Ne mutlu ona!

Nasıl ki bunca teknolojik ilerlemeye rağmen günümüzde hala su ve yel değirmenlerini kullanıyorsak, yani Ortaçağ mirası işimize yaramaya devam ediyorsa, öğretmen de geçmiş birikimini cebinde taşıyarak ilerleyecektir yeniçağına…

Yeniçağ’da buluşmak dileğiyle…

Ebru PINAR

YARARLANILAN KAYNAKLAR

ECO, UMBERTO, (2014) Ortaçağ, Barbarlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar, Alfa Yayınları

Görselin Alındığı Site

https://www.freepik.com/free-photos-vectors/teacher

Bu yazıyı değerlendiriniz
[Total: 3 Average: 5]

Similar Posts

Bir Yorum Yazın

EnglishFrançaisDeutschItalianoPortuguêsEspañolTürkçe