ÖĞRETMEN OLMAK

BİR ÖĞRETMENİN TARİHİ – YENİÇAĞ

Dünya tarihinin görece en hızlı değişimlerinin yaşandığı dönemlerinden biridir Yeniçağ. Özellikle Avrupa’da içe dönük bir yaşam süren halkın ve onları alışılageldik güç dengeleriyle kontrol altında tutan yönetimlerin kökünden sarsıldığı bir dönemdir.

Taşların yerinden oynamasına neden olan değişim ihtiyacı, merak ve bilimle birleşince ortaya hızlanan, sınırları büyüyen, yeni kültürlerle harmanlanan yeni bir anlayış çıkar. 

Gelelim öğretmenin yeniçağına. 

“Bir Öğretmenin Tarihi – Ortaçağ” adlı yazımda hem politik hem de kurumsal yapının zorlamasıyla kendi kozasını ören ve güvenliğini sağlayan, konfor alanını belirginleştiren öğretmenden söz etmiştik. Sözü edilen bu alanın öğretmene yetmediği bir an gelir, meslektaşlarım beni anlayacaktır. Bir çeşit karar anı.

Konfor alanımızda kalmayı seçebileceğimiz, üstelik de kimsenin bizi, seçimimiz nedeniyle eleştirmeyeceği bir zamanda olur ne olursa. Öğretmen, mesleki bir itkiyle ya da ilham aldığı bir kişi, fikir ile “Yok!” der. “Benim başka bir şey yapmam lazım; daha iyi, daha verimli, daha ileri bir şey.” 

Nasıl ki dünya tarihinin dönemleri her coğrafyada, her toplumda aynı seyri takip etmez ise mesleki tarihimizde de etmez. Kimilerimiz alışageldiği öğretme seyrine sıkıca tutunup kalır, kimilerimiz keşifler çağına adım atar. 

Öğretmenin keşifler çağı, en az denizcilerin açık deniz serüvenleri kadar heyecan vericidir. Uçsuz bucaksız bir öğrenme diyarı, yönünü bulmada kullanabileceği bir pusula, bitmeyen bir keşfetme hevesi ve macera ruhu. 

Öğretmenin bu çağı, türlü tehlikeleri de beraberinde getirir. Düz dünyanın sınırına gelince aşağı yuvarlanacağını sanan geleneksel öğretim yöntemlerini savunanlarla çarpışmak gerekir mesela. Keşif meraklısı öğretmen, bu yapının içinde bir çeşit çılgın, daha açıkça söyleyeyim bir çeşit “deli”ye dönüşür. 

Aslında onun aklı başındadır da diğerlerinin gözündeki hâli budur ama biliyoruz ki hiçbir kâşif bu eleştirilerle yolundan dönmez. Dönse kâşif olmaz değil mi?

Keşifler çağında öğretmen;

– Öğrencilerinin birbirlerinden farklı ihtiyaçlara, arka plana, yetilere sahip bireyler olduğunu, 

– Öğrenmenin öğretmen tarafından değil, öğrenen tarafından gerçekleştirilen bir eylem olduğunu,

– Hiçbir öğretim programı, konu ya da kavramın kalıcı öğrenme kadar önemli, değerli olmadığını,

– Geliştirilmesi gerekenin bilgi dağarcığı değil, beceriler olduğunu,

– Sınav, puan, derece gibi sıralama ölçütlerinin öğrenmeye ilişkin hemen hiçbir şey ifade etmediğini keşfeder.

Keşifler son derece kıymetlidir ancak öğretmen için doğruyu keşfetmek yetmez, bir kere doğruyu buldu mu zaten artık yanlışı yapmayı sürdüremeyeceğimize göre, bu doğruları nasıl hayata geçireceğimiz sorunu ile yüzleşiriz. İşte bu, açık denizde pusulasız kalma halidir. 

Şanslı olanlarımız, yetkin meslektaşlarıyla birlikte değişir, dönüşür. Bazıları çözümleri el yordamıyla, deneye yanıla bulur. Öğretmenin keşifler çağı bir kez başladı mı, bir daha durması mümkün olmaz. 

Kâşif öğretmen, bu yolu seçtiği için yorulmaz da üstelik. Onu eleştiriler, değişime direnç gösterenler de yıldırmaz. Bir kâşifi en çok yoran, topyekûn hareket edilebilse, memleketin tüm öğrenenleri için müthiş bir dönüşüm gerçekleşeceğini bildiği halde, bunu tek başına yapma gücünün olmayışıdır. Bir diğer deyişle öğretmen, eğitim ekosistemindeki herkesin aynı anda aynı çağı yaşamasını hayal eder. Bu hayalin imkânsızlığından yorulur.

Yine de “vira vira demir aldı dünya” diyelim. 

Yakınçağ’da buluşmak üzere yola devam edelim…

Ebru PINAR

Görselin alındığı site

https://www.verywellmind.com/be-more-open-minded-4690673

Bu yazıyı değerlendiriniz
[Total: 6 Average: 5]

Similar Posts

Bir Yorum Yazın

EnglishFrançaisDeutschItalianoPortuguêsEspañolTürkçe