12/05/2021
ELEŞTİREL BAKIŞ

EDEBİYATTA MATEMATİKTEN DAHA FAZLA PROBLEM VARDIR

Kimi sözcükler günlük dilimize o kadar yerleşir ki onların farklı anlamlar içerebileceği aklımıza dahi gelmez. Problem sözcüğü de sığ bir alana mahkûm ettiğimiz sözcüklerdendir. Problem deyince öncelikle olumsuz bir çağrışımla sorun gelir aklımıza. Sorunsuzluk isteriz yaşamımızda, ödümüz kopar problemlerden. Sözcüğün ikinci çağrışımı da en az birincisi kadar korkutucudur: Matematik. Bizim kuşağımızın kâbusu havuz problemleri olmuştur sonrasında yaş, faiz, kesir, hız, yüzde, karışım, kâr zarar… Korkularımızın kökeni problemi çıkmaz bir sokak olarak görmekte yatıyor galiba. Problemi, çözüme ulaştıran çıkış noktası olarak görmekte yarar var.

Bugün bir duvar yazısında gördüğüm: “Edebiyatta matematikten daha fazla problem vardır.” iddiasını savunacağım. Fellik fellik kaçtığımız matematik problemleri, edebiyattaki problemlerden daha azdır çünkü edebiyat hayatın göbeğindedir. İnsanlığa dair ne varsa edebiyatın konusudur. Edebiyatın bizi yüzleştirdiği problemler daha zor, acımasız, vurucu ve gerçektir.  Açlık, sürgün, soykırım, savaş, ırkçılık gibi tüm insanlığın ayıbı problemleri işler edebiyat. Aşk, ayrılık, ölüm, sevgi, özlem, kıskançlık gibi evrensel problemleri anlatır edebiyat. Edebiyatın bir dili yoktur her dil onun için aynıdır. Evren onun yurdudur.

Nadine Gordimer, The Essential Gesture kitabında  “İnsan, alet kullandığı için değil, söz sayesinde insan hâline geldi.”[1] der. Söz insan hayatının ezelinde vardır ebedinde de var olacaktır. “Bir varmış bir yokmuş” diye başlayan masalda “Dal sarkar kartal kalkar; kartal kalkar dal sarkar.” tekerlemesinde “Mutlu aileler birbirlerine benzerler. Her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” diye başlayan Anna Karenina’da “Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” cümlesini zihnimize kazıyan Dönüşüm’de de okuyana kendini sunan, çözümlenmeyi bekleyen problemler vardır.

Çocuk zihinler; sözün gücüyle problemi anlamayı, çözüm üretmeyi, çözüme ulaşınca sevinmeyi edebiyatla öğrenirler. Edebiyat yalnızca dil problemlerini çözmez; sosyolojik, psikolojik, etnografik, siyasi, kültürel, dinî, tarihî her problem onun alanıdır. Okunan her metinde çözümlenecek bir problem vardır. Bu kimi zaman bir duygunun nasıl dönüştüğüyken kimi zaman siyasi baskıların insan hayatını nasıl alt üst ettiğidir.

Edebiyat, hayatın bu denli içindeyken edebiyat dersi “Parçada geçen sözcükleri cümle içinde kullanınız.” yönergesiyle işlenemez. Edebiyat dersi; gencin kendini bulduğu, başkasını gördüğü, kızmayı, sevmeyi, nefret etmeyi, aşkı, öfkeyi, tembelliğin keyfini öğrendiği derstir. Ona problemi tanıma, çözümleme, yorumlama ve sonlandırma becerileri katar. Edebiyat öğretmeni ders anlatmaz; öğrencisi kendi öyküsünü anlatabilsin, bir problemi de o çözsün,  diye onun yolundaki taşları temizler. “Edebiyatta matematikten daha fazla problem vardır.” ve binlerce farklı bakış, farklı çözüm hatta çözümsüzlük vardır yani hayatın ta kendisi.

Sevda ARSLAN

[1] Aktaran: Barry Sanders (2013) Öküzün A’sı, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Bu yazıyı değerlendiriniz
[Total: 0 Average: 0]

Similar Posts

Bir Yorum Yazın