EĞİTİMDE NELER OLUYOR?

EĞİTİMDE NELER OLUYOR?

Son bir buçuk yıldır bu soruyu çok daha sık soruyoruz, değil mi? Çocuklarımızın, güvenli alan olarak gördüğümüz “okul”dan bu kadar uzun süre uzak kalmaları eğitimciler için de aileler için de kaygı verici. Pandemi koşulları uzadıkça kaygılarımız da artıyor çünkü salgın bitse de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ihtimali giderek güçleniyor. 

Asıl büyük soru da bu: “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa nasıl olacak? Bundan 10, 20, 30 yıl sonrasını tahmin edebileniniz var mı?

Noah Hariri, “21.Yüzyıl İçin 21 Ders” adlı kitabında, “Bin yıl önce, 1018’de insanların gelecek hakkında bilmediği bir sürü şey vardı ama en azından toplumun temel özelliklerinin aynı kalacağı­na kaniydiler. 1018′ de Çin’de yaşıyor olsaydınız 1050’ye gelindiğinde Song İmparatorluğu’nun çökmüş olabileceğini, kuzeyden gelen Hitaylar’ın toprak­ları işgal edebileceğini ve milyonlarca insanın salgın hastalıklardan ölebile­ceğini tahmin edebilirdiniz. Ancak 1050’de bile çoğu insanın çiftçilik ya da
dokumacılıkla uğraşacağı, hükümdarların ordu ve memuriyetlerde çalıştı­racak insanlara ihtiyaç duyacağı, erkeklerin hala kadınlardan üstün görüleceği kesindi. Dolayısıyla 1018’de fakir Çinli aileler çocuklarına pirinç ekmeyi ya da ipek dokumayı öğretirken varsıl Çinli aileler oğullarına Konfüçyüs’ün
eserlerini okumayı, güzel yazı yazmayı ya da ata binmeyi; kızlarına da mü­tevazı ve yumuşak başlı bir ev kadını olmayı öğretiyorlardı. Bu becerilere 1050′ de de ihtiyaç duyulacağı barizdi.”
diyor.

Oysa bugün, değil 50, 10 – 20 yıl sonrasını bile tahmin etmek çok zor. Çocuğum yabancı dil öğrensin diye zaman ve para harcıyorum ama gelecek 20 yılda yabancı dil bilmesine gerek kalmayabilir. Teknoloji, tüm dilleri kusursuz biçimde konuşmamızı sağlayacak gelişmelere gebe. Ya da kodlama öğrensin diye uygulamalar satın alıp okuluna baskı yapıyorum, bu dersi alabilsin diye. Peki, ya yakın gelecekte kodlamaları algoritmalar gerçekleştirirse? Bugün doğmuş bir çocuk, 2050′ de otuz küsur yaşında olacak. Her şey yolunda giderse, bu bebek 2100 yılında hala hayatta olacak. Hatta belki 22. yüzyılın etkin yurttaşlarından biri bile olabilir. 2050 yılında ya da 22. yüzyılda hayatta kalabilmesi ve başarılı olabilmesi için bu bebeğe ne öğretmeliyiz? İşe girebilmek, etrafında olan biteni anlamlandırabilmek ve yaşam labirentinde yol alabilmek için ne gibi becerilere ihtiyaç duyacak?

“Eğitim” adı altında elimizde ne var ve bunlar ne yöne doğru, nasıl değişmekte?

Sanayi Devrimi sonrası dünyanın seri üretim odaklı işgücü ihtiyacını karşılamaya yönelik bir eğitim sistemimiz var. Öğrenmenin planlanmış sabit bir programı, programın öğretilmesi gereken sınırlı bir süresi, öğretmen, ders kitabı vb. sabit kaynakları var. Harari bunu çarpıcı biçimde özetliyor; “Şehrin orta yerinde beton bir bina var, içinde birbirinin aynı bir sürü oda, hepsinin içinde sıra sıra masa ve sandalyeler. Zil çalınca hepsi aynı yıl doğmuş otuz çocukla beraber bu sınıflardan birine giriyorsunuz. Her saat bir yetişkin gelip konuşmaya başlıyor. Hepsi bunun için devletten maaş alıyor. Biri dünyanın şekli hakkında konuşuyor, öbürü insanlığın geçmişini anlatıyor, bir üçüncüsü insan bedenini açıklıyor.”  

Elimizdeki bu ama aslında sadece bu değil.

İçerik, yani bilgi artık her yerde. Kaynaklar her yerde ve hemen herkes için ulaşılabilir durumda. Hatta o kadar çok bilgi var ki okullarda öğrencilere bilgi aktarmanın onlara bir yararı yok.

Öğrenme her yerde gerçekleşiyor. Öyle ki sınıfların yerini networkler almakta ve bu hızla yaygınlaşıyor. İlgi duyduğunuz herhangi bir alanda, hangi yoğunlukta, nasıl bir öğrenme deneyimi istediğinize karar verin, yeter! Gerisi, dijital dünyanın sunduğu sınırsız fırsatlarla dolu. Nerede ne zaman isterseniz, öyle öğrenebilme seçeneğiniz var.

Öğretmenler her yerde. Değişimler içinde en çarpıcı olanlardan biri kuşkusuz bu. Çocuklarınızı izleyin; okulda anlamadıkları bir konu olduğunda veya sınavdan önce tekrar etmek istedikleri bir ders olduğunda ne yapıyorlar? YouTube’da arkadaşlar arasında popüler ve sevdikleri bir ders anlatım videosu ya da bir belgesel açıyor, oradan öğreniyorlar. Yani öğretmenlerini seçiyorlar. Kendi tercihlerine, öğrenme biçimlerine uygun anlatıcılar buluyorlar. Bu bazen gerçek bir öğretmen, bazen bir uygulama oluyor ama sonuçta seçme şansları var.

O halde baştaki soruyu tekrarlayalım; eğitimde neler oluyor? Okulları kapatıp, öğretim programlarını kaldırıp emekleri için öğretmenlere teşekkürlerimizle veda mı edelim?

Çözümün bu olduğunu bir an bile düşünmediniz, değil mi? Değil elbette. Tam bu noktada büyük soru yeniden karşımıza dikiliyor; hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa, nasıl olacak? Kimsenin henüz bu soruya verebileceği tatminkâr bir yanıtı olduğunu sanmıyorum. Dikkate alınması gereken bir takım öngörüler ve tahminler var elbette ama geleceği ve yanısıra çocuklarımızın eğitimini, emin olamadığımız öngörüler üzerine inşa edemeyiz. O halde yapılabilecek ne kaldı?

Hem eğitimciler hem de anne babalar olarak;

  • Öğrenmenin çocuklardaki karşılığını anlamaya çalışalım; onlar için öğrenme sadece okulda, sınıfta, öğretmenle gerçekleşen bir süreç değil. Öğrenme zamanının ve mekânının değiştiğini, çocukların hep aynı yerde ve aynı zamanda öğrenmek zorunda olmadıklarını kabul edelim.
  • İlgilerine göre öğrenmelerini destekleyelim; aklınıza gelmeyen konuları merak ediyorlarsa, bırakın öğrensinler; çizgi romanları, animasyonları, üç boyutlu yazıcıları, uzayı neyi merak ediyorlarsa… Dijital yerliler olan çocuklarımızı iyi tanıyalım.
  • Sınavlar için değil yaşam için öğrenmelerini önemseyelim.
  • Ne kadar çok bilgiyi hatırladıklarıyla değil hangi becerileri edindikleriyle ilgilenelim. Bu becerileri takdir edelim. Onları geleceğin becerileri ile buluşturalım.
  • Çocuklarımızın kendilerini tanımlarına, nasıl öğrendiklerini, zayıf ve güçlü yönlerini anlamalarına yardım edelim. Onlara bilgi aktarmaktan vaz geçelim; öğrenmeyi öğrenmelerini sağlayalım.
  • Kendimize yakından bakalım; değişimi, yeni olanı, belirsiz olanı anlamaya çalışıyor muyuz? Esnek ve uyumlu muyuz? Belirsizlikte yolumuzu bulabiliyor muyuz? Yoksa sınırlarımızda güvende kalmayı, katılığı mı seçiyoruz? Öğrenme bekçileri olmayalım, ufku geniş öğrenme rehberleri olalım.

Ebru PINAR

Yuval Noah Harari, 21.Yüzyıl İçin 21 Ders, Kolektif Kitap, 2018, İstanbul

Paylaş

Bir Yorum Yazın

Bize Sorun
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Size yardımcı olabilir miyiz?
0
SEPETİNİZ
  • Sepetinizde ürün yok.