12/05/2021
ELEŞTİREL BAKIŞ

EKSİLTİLİ CÜMLELER

Dil bilgisi konuları öğrenciler açısından her zaman çetrefil ve keyifsizdir. Ne yalan söyleyeyim ben de anlatmayı pek sevemem çünkü dil öğretiminde dil bilgisi konu anlatımını etkisiz bulurum. Son derslerimden birinde konumuz eksiltili cümlelerdi yani yüklemi belirtilmeyen, mantıksal olarak tamamlanabilen cümleler. Örneklerimizden birinde;

I:Akşam gelecek misin?

II: Evet…

diyaloğu vardı. Öğrencim içsel bir dil duyarlılığıyla “Burada yükleme gerek yok ki zaten yanıt vermiş,  neden eksiltili?” diye sordu. Yanıtın evet, geleceğim olduğunu bildiğimiz hâlde eksik olan neydi?  Kadın erkek ilişkilerinde sevgi sözlerinin eksikliğinin yarattığı kırılganlıkla yanıt vermeye çalıştım ona.  Şunu hayal etmesini istedim.

I: Seni seviyorum.

II: Ben de…

Kadın ya da erkek olsun “Ben de” yanıtını alan kişinin ne hissedebileceğini konuştuk. Eksiklik… Cinsiyetten bağımsız olarak hepimiz  “Ben de seni seviyorum.” yanıtını istiyorduk. Yarım kalmış, öylece bırakılmış, dönüt verilmemiş cümleler bize eksik hissettiriyordu. Öğrencim için bu düşünce biçimi yararlı oldu ve sorusuna bir yanıt buldu ancak bu dönüt meselesi benim için yeni bir soruyu doğurdu.

Dönüt alamayınca ne oluyor bize?  İnsan sürekli iletişim hâlinde bir varlık, etkileşim olmaması bizi sarsıyor. İletişimi sürdürmek için olumlu ya da olumsuz bir dönüte ihtiyacımız var. Yemek yaptığımızda birileri eline sağlık desin istiyoruz. Bir sanat eserine imza attığımızda sanatseverlerin onaylayan gözlerine ihtiyaç duyuyoruz. Saç rengimizi değiştirdiğimizde, tuttuğumuz futbol takımı yendiğinde, âşık olduğumuzda, sahneye çıktığımızda, bir zorluğu yendiğimizde bizim için değerli insanların çıkıp bize “eksik olmayan cümlelerle” dönüt vermesini dört gözle bekliyoruz.

Beklerken hevesli ama bekletirken son derece zalim olduğumuzu bilmeden bekliyoruz üstelik. Almak konusunda ne kadar açsak vermek konusunda o kadar cimriyiz. Dudaklarımıza ökse otu sürülmüş gibi öylece duruyoruz. Oysa duymaya, söylemeye, etkileşime ihtiyacımız var.  Yaşımız ve konumumuz ne olursa olsun hem de. Önceki gün,  yıllar önceki bir çalışma için dönüt aldığımda çocuklar gibi sevindim.  Hoca’m hiç üşenmeden, eski bir çalışma için bana dönüt veriyor ve beni mutlu edebiliyordu. İşte öğretmenliğin özü buydu. Beni yıllar sonra da tamamlıyor, eksik bırakmıyordu.

Ekranlara sıkıştığımız bu süreçte sevdiklerimize ve öğrencilerimize ne kadar dönüt verdiğimizi düşündüm sonra.

“Ah, kimselerin vakti yok

Durup ince şeyleri anlamaya”

diyor ya Gülten Akın, gerçekten kalın fırçalarla geçiyoruz hayatın üzerinden.  Öğretim programını yetiştireceğiz, diye yığınla ödev verip asla doyurucu dönüt vermediğimiz çocukları; kaba, kalın fırçalarla tek renge boyuyoruz. Bireysel farklılıklarını hiç umursamadan sadece puanlar veriyoruz onlara. Bize “Sen, seviyorum.” diyene  “Ben de” diyerek onun ince beyaz fırçasını kırıyor yerine çirkin, kara bir fırça koyuyoruz. İşe, sınava, maça, ay sonuna yetişme telaşıyla, hayatı kaçırıyoruz. Duymak istediklerimizi hiç söylemeden, eksiltili cümlelerle anlaşılmak istiyoruz. Buna hakkımız yok. Anlaşılmak için anlamak gerekiyor, bunun için de söylemek. Öyleyse

“Ben de seni seviyorum.”

Sevda ARSLAN

Bu yazıyı değerlendiriniz
[Total: 16 Average: 4.4]

Similar Posts

Bir Yorum Yazın