ÖĞRENENİN SESİ

EN TATLI KİTAP, YAŞIMIN KİTABI

Şu aralar “içimde ve aklımda kalan” kitapları okuyup bitirmeye çalışıyorum. Hani hepimizin “Ben onu hep okumak istedim ama hiç fırsatım olmadı.” dediğimiz kitaplar vardır ya, son dört yıldır yalnızca onları okuyorum. İşin tuhaf yanı okuduklarımın çoğu çocuk romanı. İlkokul-ortaokul ve lise döneminde kimse “Bunu okudun mu?”, “Bak bu kitap senin için iyi bir seçim olabilir” demediğinden otuzlu yaşlarda okunacak ne kadar kitap varsa ortaokul-lise döneminde okuduğumu fark ettim. Maalesef bu fark ediş kendi kendime olmadı. Üniversitede bir arkadaşımla okuduğumuz kitaplar üzerine sohbet ederken bana sorduğu “E, sen ne okudun?” sorusuyla fark ettim. Bugün bu soruya cevap olarak “Okumamam gereken ne varsa onu okumuşum” diyorum.

Lise birinci sınıfta okuduğum bir kitap için Twitter’da tanıtım metni olarak “yüreğinizi burkacak bir soykırım romanı” yazılmış. Alttaki yorumlarda biri şöyle diyordu; “30 yaşında okudum, 45 yaşındayım ama soykırımın adı benim için hâlâ Leyla”. Ben kitabı okuduğumda 15 yaşındaydım ve açıkçası yorumu yazan kişinin kitabı okumakta çok geç kaldığını düşünmüştüm. Daha altlardaki yorumlarda da benzer yaş grupları vardı. Otuzlar, otuz beş, kırklar… Hepsi kitaptaki soykırımın ve Leyla’nın acısını hissetmişti, bense yalnızca okumuştum. Ne kadar “roman” okusam da gerçekliğini hissetmekten acizdim.

Benzer şekilde pek çok yetişkinin “Ah Zeze… Çocukluğumun masum dostu” dediği Şeker Portakalı’nı ortaokulda okumaya çabaladığımda “Bu ne ya? Bebek kitabı!” deyip ödünç aldığım arkadaşıma aynı gün iade etmiştim. Takdir edersiniz ki soykırım ya da cinayet hikâyelerini okuduktan sonra Zeze pek de doyurucu gelmemişti bana.

Bir süre sonra içimdeki yaşam enerjisinin yok olduğunu hissettim. Akranlarımın inanılmaz eğlenceli bulduğu şeyler bana oldukça “saçma” ve “boş” geliyordu. Bu boşlukta okuduğum tüm kitaplarda, anladığım ama algılamaktan çok uzak olduğum yaşam tecrübeleri vardı. Okuduklarım boşa gitmemişti. Giden şey, eğlence algımdı. Eğlenceden anlayışım bir paket mısır alıp sinemaya gitmekten, 6 numara şişle yakadan başlayıp bütün halinde çıkarılan yelek modellerine kaymıştı. Dıştan ergen, içten emekli öğretmen şeklinde bir ergenlik geçirdim. Açıkçası üniversitedeki bir arkadaşımın, bana oldukça komik gelen “Küçük Prens” hayranlığını görmesem öyle yaşamaya da devam ederdim çünkü mutsuz değildim ama akranlarımda algılayamadığım bir neşe vardı ve ben o neşeden eksiktim. Böylece okumadığım o dünyaya adım attım.

Küçük Prens ile başladığım bu macera Harry Potter ve Melez Prens’e kadar getirdi beni. Aslında Şubat ayında başlayarak her ay bir kitap okuyacaktım. Ancak biraz fazla hızlı olmuş olacak ki 38 günde 5 kitabı yuttum. Günde ortalama kaç sayfa olduğunu tam olarak kestiremiyorum ama son okuduğum Zümrüdüanka Yoldaşlığı 975 sayfaydı ve ben 10 günde okudum. Böyle söyleyince bazı insanların gözleri büyüyor ama inanın bana bu o kadar da büyük bir sayı değil. Benim için yavaş bile sayılabilir.

Çocuk kitapları okuduğum şu son dört yılda akranlarımın eğlence anlayışını yavaş yavaş anlayabildiğimi söyleyebilirim. Hâlâ tam anlamıyla mantıklı gelmiyor ama eğlendiklerini anlayabiliyorum. Yani okuma eksikliği, giderilebilecek bir şeymiş, bunu rahatlıkla söyleyebilirim ve ben yapabildiysem “Hiç kitap okumadım. Çok büyük bir okuma açığım var. Alışkanlık kazanmak da istiyorum ama arayı kapatamam.” diyen yetişkinlerin de bu açığı kapatabileceğine inanıyorum. Klasiklerle başlayıp ilerleyen süreçte türler arasında geçişler yaparak okuma, alışkanlık kazanmak için en kolay yol gibi görünüyor. Ayrıca konusu ve anlatımıyla sarmayan kitapları yarım bırakmaktan da korkmamak gerekiyor. Sonrasında o yarım bıraktığınız kitapları çok sevebilirsiniz. Yine mi sevmediniz, hediye edin ya da kütüphaneye verin.

Son olarak söylemek istediğim şey; sevgili ebeveynler,  “Çocuğum kitap okumuyor!” diye şikâyet etmek yerine çocuğunuzla kitap okumayı deneyin. Böylelikle hem kendiniz kitap okumaya başlayın, hem de çocuğunuza kitap okuma alışkanlığı kazandırın. İnanın bana başlangıçta çok zorlansanız da bir süre sonra günde 99 sayfa okuyup 100 olmadı diye “Çok az okudum.” diyeceksiniz.

Sinemis Ecem ÜKE

Bu yazıyı değerlendiriniz
[Total: 2 Average: 4.5]

Similar Posts

Bir Yorum Yazın

EnglishFrançaisDeutschItalianoPortuguêsEspañolTürkçe