ÖĞRETİM İPUÇLARI

ETKİLİ DERS YAPMAK – MÜFREDATI (!) ANLAMAK

Etkili ders yapmanın üç ön koşulu olduğunu belirtmiş, bunların ilk ikisini “Psikolojik Hazırlık Yapmak” ve “Önyargılardan Kurtulmak” adlı yazılarımda ele almıştım. Üçüncü ön koşul ise hazırlık, yani plan yapmak. Bunun için de öğretim programını anlamamız ve çözümlememiz temel koşul.

Son zamanlarda “öğretim programı” yerine “müfredat” kavramının kullanıldığını duyuyoruz. Nedir bu müfredat? Öğretim programı kavramını karşılıyor mu?

Müfredat, dersler ve konular listesi anlamına geliyor (Demirel, 2004) Yani, bildiğiniz “içerik”. Oysa biz biliyoruz ki bir öğretim programının hedef, eğitim durumları ve değerlendirme olmak üzere en az üç ögesi vardır (Ertürk, 1993). Bazı eğitim bilimciler bunlara “içerik” ögesini de ekleyerek öge sayısını dörde çıkarır. Üç ya da dört, fark etmez. Sonuçta müfredat, öğretim programı anlamına gelmemekte, onun özelliklerini barındırmamaktadır. Müfredatta sadece dersler ve bu derslerde öğretilecek konuların listesi bulunur. Öğretim programlarında ise öğrencilere kazandırılacak beceri, değer ve tutumlar, bunların nasıl kazandırılacağı ve nasıl ölçüleceği belirtilir. Ayrıca her öğretim programı, bir öğrenme anlayışı çerçevesinde geliştirilir.

Müfredat ve öğretim programı kavramları arasındaki ayrım oldukça önemli çünkü kullandığımız kavramlar eğitimle ilgili anlayışımızı, eğitime bakış açımızı yansıtır. Nasıl mı? Dersler ve konular listesi anlamına gelen müfredat kavramını kullandığımızda ön plana çıkardığımız içerik, yani konuların öğrencilere aktarılmasıdır. Bu kavram, bilimsellikten uzaktır. Buna karşılık öğretim programı, eğitimin bilimsel ve sistemli olma özelliğine vurgu yapar.

Peki, bu iki kavram arasındaki ayrım bu kadar açıksa neden son yıllarda “müfredat” kavramını işitiyoruz her yerde? Eğitim alanındaki en yetkili kişilerden okul müdürlerine, öğretmenlerden öğrencilere kadar herkes neden öğretim programı yerine “müfredat” diyor. Kullanılması gereken kavramın “öğretim programı” olduğunu bilmiyorlar mı? Tabi ki biliyorlar ama neden ısrarla “müfredat” diyorlar?

Bir ülkenin zihniyetini değiştirmenin en etkili yollarından biri de kullanılan kavram ve terimleri değiştirmek. Arapça kökenli liste anlamına gelen “müfredat” sözcüğünü “eğitim programı” ve “öğretim programı” kavramları yerine kullanarak toplumun da bu eski kavramı kullanmasını sağlıyorlar (Gözüktok,2017). Müfredat sözcüğünü kullanarak eğitimi bilimsellikten uzaklaştırıp bilgi aktarımının yapıldığı bir sürece dönüştürüyorlar. Çocuklarımızın düşünmeden, sorgulamadan eğitim almasını istiyorlar çünkü düşünen ve sorgulayan bireylerden korkuyorlar.

Bununla da kalmıyor, bilinçaltımıza giriyorlar. Yöneticiler öğretmenlere “Müfredatı yetiştirdin mi?” diye baskı yapıyor, öğretmenler de “Müfredatı yetiştirmem lazım!” diyerek öğretmen merkezli, aktarmacı bir öğretim gerçekleştiriyorlar. Peki, öğretim programlarında kazandırılması beklenen düşünme becerilerine, değer ve tutumlara ne oldu?

Artık siz bilimsel temeli olan eğitim ya da öğretim programlarına “müfredat” dememek gerektiğini, bu kavramı kullandığınızda düşünmeden öğrenen nesiller yetiştirmeye çalışanların ekmeklerine yağ sürdüğünüzü biliyorsunuz. Müfredat demeyin, öğretim programı deyin. Doğru kavram ve terimleri kullanarak değişimi başlatın.

Peki, öğretim programları neden önemli? Önemli çünkü öğrencilerinizi ulaştıracağınız bilgi, beceri, değer ve tutumlar ve bunların göstergeleri olan kazanımlar onlarda yazıyor. Plan yapmanın ilk adımı da öğretim programını inceleyerek kazanımlar aracılığıyla öğrencilerde hangi beceri, değer ve tutumları geliştirmeniz gerektiğini, bunları hangi bağlamda ve nasıl yapacağınızı belirlemek.

Bu noktada amaç ve araç ayrımı yapmamız gerekiyor. Konular bir araçtır ancak ne yazık ki bizdeki algı konuların öğretilmesinin amaç olduğu şeklindedir. Oysa konular, öğrencilerde bazı beceri, değer ve tutumları geliştirmek için vardır. Elbette ki bu işin bilgisel yanı da var ama temel amaç sadece konuların öğrencilere aktarılması ise bize ne gerek var? Günümüzde çeşitli kitaplardan, öğretim yazılımlarından ve internetten bu bilgilerin elde edilmesi çok mümkün değil mi? Bu durumda çocuklar neden bir okul ortamına ve öğretmene ihtiyaç duysun?

Bu soruları sormaktaki amacım, öğretmenin rolünün bilgi aktarmak olmadığını vurgulamak. Öğretmen, öğrencilerin zihinlerini ve kalplerini geliştiren kişi olmalı. Bir başka deyişle onlara çeşitli beceri, değer ve tutumları kazanmada yol göstermeli.

Etkili bir ders yapmanın en temel koşulunun, öğrencileri hangi kazanımlara ulaştıracağınızı, yani onlara hangi beceri, değer ve tutumları kazandıracağınızı belirlemekle başladığını söyledim. Bir başka deyişle yapacağınız dersin amacını saptamak için öğretim programına ihtiyacınız var. Şöyle düşünebilirsiniz: Arabanıza bindiniz, motoru çalıştırdınız ve gaza bastınız. Gidiyorsunuz ama nereye gideceğinizi bilmeden koca evrende dönüp dolaşan bir varlık olabilirsiniz. En azından benzin ya da mazotunuz bitene kadar. İşte öğretim programları, sizi bu dertten kurtarıyor.

Öğrencileri ulaştıracağınız kazanımları öğretim programlarından okudunuz ancak bu yetmez! Kazanımları bir de çözümlemeniz, hatta ne yazık ki çoğu durumda bunları yeniden düzenlemeniz gerekir. Bunun nedenlerine sonraki yazımlarımda ayrıntılı şekilde değineceğim ancak genelde bizde şöyle bir eğilim var: Kazanımları şöyle bir okur ve derste hangi konuyu anlatacağımızı belirleriz. Örneğin kazanımın içinde “denklem” ifadesi geçiyorsa denklemleri, “Birinci Dünya Savaşı” ifadesi geçiyorsa bu konuyu anlatacağımıza karar veririz.

Kazanım, öğrencilerin ulaşacağı bilgi, beceri, değer ve tutumları gösteren ifadedir (MEB, TTKB, 2005) ancak nedense biz bunun genellikle bilgi / içerik kısmıyla ilgileniriz. Kazanımın hangi düzeyde bir beceriyi ya da hangi değer ve tutumu geliştirmek için yazıldığı bizi pek ilgilendirmez. Örneğin kazanım, öğrencilerde neden – sonuç ilişkisi kurma ya da çözümleme yapma becerisini geliştirmeyi amaçlıyor olabilir ama biz ne yaptık? Kazanımı tam olarak çözümlemedik, sadece hangi konuyla ilgili olduğuna baktık ve o konuyu anlatmaya başladık. Burada vurgulamak istediğim nokta, dersinizin amacının ne olduğunu tam ve doğru olarak belirlemeniz gerektiği. Kazanımları doğru çözümlemezsek, amacından çok farklı dersler yapma olasılığımız yükselir.

Peki, kazanımın hangi düzeyde bir zihinsel özelliği kazandırmayı amaçladığına nasıl karar vereceğiz? Hemen yılmak yok! Bunun da kolayı var. Sonraki yazımda “Temel ve Üst Düzey Düşünme Becerileri”ni ele alacağım. O yazıyı okuduktan sonra bir kazanımın hangi düzeydeki bir zihinsel beceriyi kazandırmayı amaçladığına çok daha kolay karar verebileceksiniz.

Sağlıkla kalın.

Dr. Levent VEZNEDAROĞLU

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Demirel, Ö. (2004). Kuramdan Uygulamaya Eğitimde Program Geliştirme. Ankara: Pegema Yayıncılık.

Ertürk, S. (1993). Eğitimde Program Geliştirme. Ankara: Meteksan A.Ş.

Gözütok, F. D. (2017). Mescid Yönetmeliği Basın Açıklaması, Cumhuriyet Kadınları Derneği.

MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı (2005). Yeni İlköğretim Programları ve Yeni Yaklaşımlar.

Bu yazıyı değerlendiriniz
[Total: 3 Average: 5]

Similar Posts

Bir Yorum Yazın

EnglishFrançaisDeutschItalianoPortuguêsEspañolTürkçe