HAYAT YAŞAMAKTIR

HAYAT YAŞAMAKTIR

İnsanın belki de en büyük açmazı, ölümlülüğünün farkında olarak hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya çalışmasıdır.

Günlük hayatta motivasyon kaynağı bulmakta en zorlandığım dönemde maalesef görevim gereği öğrenci ve ailelerinde motivasyon oluşturmaya çalışmak zorunda kaldım, kalıyorum. Çoğu oldukça iyi eğitimli, entelektüel birikimi yüksek bu insanlar tabii ki herkesin bildiği sıradan sözler ve eylemlerle avunamazlardı. Çoğunun üzerine karamsarlık örtüsü serilmiş, belirsiz bir gelecek nedeniyle çocuklar öğrenmekten vazgeçmeye başlamışlar, aileler ise en sıradan deyişle hayatta kalmaya çalışıyorlardı; umutsuz, karamsar ve benden yardım umuyorlar, benimle görüşüyorlardı. İşte o zamanlar yaşamın, temel motivasyonunu nereden aldığı konusuna sistemli bir şekilde kafa yormaya başladım.

En eski zamanlardan beri filozoflar,  sanatçılar ve ruh bilimcilerin cevabını aradığı bu sorunsal, cevaplarını günün değer, gelenek, inanç ve yaygın yönetim biçimlerinin de etkisi ile öznel bir şekilde bulmuştur. Kimi, eserleriyle ölmez otunu bulmaya çalışmış, kimi ise yüce ideal uğruna geçirilmiş hayatı kutsamışlardır. Bazıları da mutluluğun formülünün haz peşinde koşmak olduğunu söylemişlerdir.  Peki,  bu yanıtlardan hangisi doğru? Herhangi birini aynen kabul ederek dogmatizmin o yumuşacık kollarında huzur mu bulacağız, yoksa her gün yaşamın anlamını bulup kaybedip depresyona mı gireceğiz?

Neden yaşıyoruz? Soyumuzu sürdürmek, mutlu ve tatmin olmak için mi? Nasılsa sonunda öleceksek bu çaba niye? Ünlü Varoluşçu psikiyatr Irwin Yalom bu düşünceyi “ölmekten korkup yaşam kredisini ret etmek” olarak adlandırıyor. Hani sinemaya gidip filmi izlerken sürekli “bitecek, bitecek” diye düşünüp filmi izleyemeden çıkmak gibi. Sadece filmi izleyip tadını çıkarmak ve o sırada bir şeyler atıştırmak daha mutluluk verici değil mi?

Bir karikatür ilişti gözüme geçenlerde: Çocuk, ders çalışmak istemediği için babasına “Zaten öleceksek neden ders çalışıyoruz?” dediğinde, babanın cevabı; “En azından akıllı biri olarak ölürsün.” oluyor. Belki baba kendince çözmüştür durumu; içinde bulunduğu süreci anlamaya çalışırken gerekli tüm bilgileri edinip bilerek yaşamanın mutluluğu vereceğini ve yaşamın bir yolculuk olduğunu, hedefin varış yeri değil, yolculuğun tadını çıkarmak olduğunu keşfetmiştir belki de.

Kendi niteliklerini fark edip bunu üretme ve çoğunluğun yararına kullanma da mutluluk verir. Erich Fromm, “Sevme Sanatı” adlı kitabında, insanın varoluş sorunun en sağlıklı ve doyumcul yanıtının sevgi olduğunu, sevginin gelişimine yer vermeyen bir toplumun, gelecekte insan doğasının bu temel gereksinimini gözden kaçırdığı için yok olacağını söylemiştir. Fromm’a göre bu açıdan bakılırsa, insanın kattığı anlamı dışında yaşamın hiçbir anlamı yoktur, insan başkalarına yardım etmediği sürece yapayalnızdır.

Yaşadığın her anın farkında olarak aklınla, yüreğinle tadını çıkarmak, duymak, görmek, koklamak, hissetmek, anlamı bulmak için yeterlidir belki de.  O anlamını kendin yaratmak ya da… Önce kim olduğunu keşfedip, mutlu olmak için bir ideal belirleyip, o ideale ulaşırken aldığın yolda diğer insanları da mutlu etmeye çalışmaktır. Opus grubu “Live is Life” şarkısında “Hepimiz gücümüzü sunduğumuzda, yaşama en iyisini veririz, kalk dans et, hayat yaşamaktır.”  diyor.

O zaman hissetmek,  vermek, okumak, tatmak, oynamak, gülmek, söylemek öğrenmek, direnmek, bizi mutlu eden ne varsa onu yapalım. En önemlisi sevelim. Ne diyor Sait Faik “Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey…” Bundan yüce anlam mı olur, kalkın Dünya’yı kurtaracağız daha…

Emel ÖZEL

YARARLANILAN KAYNAKLAR

1. Yalom , Irvin D.  Varoluşçu Psikoterapi, Kabalcı yayınları 1999

2. Fromm, Erich.Sevme Sanatı, Payel yayınları 1995

Paylaş

Bir Yorum Yazın

Bize Sorun
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Size yardımcı olabilir miyiz?
0
SEPETİNİZ
  • No products in the cart.