ÖĞRENENİN SESİ

HER KOŞULDA ÖĞRENCİ OLMAK

Birazdan okuyacaklarınız yaklaşık bir yıl önce üniversiteden ‘mezun’ olmuş fakat öğrencilikten mezun olamamış birinin kaleminden çıktı. Geçtiğimiz altı yıl boyunca yüz yüze, çevrimiçi, açık öğretim ve kendi kendine öğrenme olmak üzere toplam dört farklı modele maruz kalan bir öğrenenim. Açıkçası hepsinden de kısmen verim aldığımı düşünüyorum. Fakat aldığım verim, ‘Bunu bir daha asla yapmayacağım.’ ana fikirli bir hayat dersi miydi, yoksa akademik gelişimime katkı sağlayacak bir verim miydi, o kısım bu yazımın konusu.

Hepimizin aşina olduğu gibi eğitim ‘Aç kızım kitabını, çıkar oğlum defterini!’ cümlesiyle başladı. Teknoloji ne kadar gelişse de yüzlerce yıldır böyle gidiyor. Sümerlerde çocuklar kil tablet üzerinde çalışıyordu, bugün hayatımızda dijital tabletler var. Önceden kitabın sayfalarını çevirmek için iki parmağımızı kullanıyorduk, bugün bir parmağımızı kaydırmak yetiyor. Görünüşte çok fazla bir değişiklik yok gibi ancak gerçek böyle değil.

Eğitimciler hep ‘Kendini gereksiz dış uyaranlardan ve dikkat dağıtıcı şeylerden uzaklaştır, ihtiyacın olabilecek defter, kalem gibi malzemeleri hazırla ve beş duyunla beraber kendini derse getir.’ dedi, durdu. Bu yöntem yüz yüze eğitimde gayet güzel (!) işliyordu fakat çevrimiçi eğitim maalesef böyle değil.

Öncelikle ‘dikkat dağıtıcı şeylerden uzaklaş’ kuralı çevrimiçi eğitimde uygulanamaz durumda çünkü uzaklaşmam gereken o ‘dikkat dağıtıcı unsur’ öğretmenimle iletişim kurabilmek, bir şeyler öğrenebilmek için muhtaç olduğum tek şey. Bir sınıf ortamında olsam ‘Öğretmenim lafınızı böldüğüm için çok özür dilerim ama bu kelime ne demek?’ diyebilirim, ders aralarında, arkadaşıma, hoca kürsüdeyken aklıma gelip kıkırdamama sebep olan o ‘müthiş espri’yi yapabilirim. Fakat çevrimiçi eğitimde bunu yapamıyorum. Okuldan eve yürürken bir anda karşıma çıkıp beni korkutan köpeği görmeye bile çevrimiçi eğitim sürecinde hasret kaldım.

Dijital yerlilerden olmakla beraber kitapla yaşayan biri olarak tam anlamıyla dijitale adapte olabilmem ve sorunsuz olarak çalışabilmem dört haftamı aldı. Zoom üzerinden aldığım derslerin birinde sesimi duyurmaya, diğerinde kimden geldiği belli olmayan sesleri susturmaya çalışıp durdum. Bir anda sebepsizce kesilen internet bağlantıları ya da internetin iyi çektiği köşeyi bulabilmek, evde define bulmak gibi bir şeydi.

Bu adaptasyon sürecinden sonra ise elime bir çay alıp sakince dersimi dinlediğim, ‘Hava çok soğuk, çevrimiçi eğitim sayesinde en azından durakta otobüs beklemekten, üşümekten ya da yolda boşa geçen süreden kurtulmuş oldum.’ dediğim bir süreç başladı. Büyük şehirde yaşayanlar için bu, şehir kadar büyük bir nimettir. Zaten çevrimiçi eğitimin en güzel yönü de bu. Derse geç kalmak mümkün değil. Özellikle öğretmen tarafından ‘Kayıt alabilirsiniz’ denilmişse şahane. Dersi tekrar tekrar izlemek, kaçırdığınız cümleleri yakalama şansınızın olması çok avantajlı. Ayrıca pek çok öğretmen bu dönemde teknolojiyle daha iç içe olduğundan derslere bazı yenilikler gelmiş durumda. Örneğin; çevrimiçi eğitim alana kadar benim ‘DSLR fotoğraf makinesi simülatörü’ diye bir şeyin varlığından haberim bile yoktu. Haberim olduğundan beri de oyuncak gibi oynayıp duruyorum.

Çevrimiçi eğitimin olumsuzlukları konusunda içimi rahatlatan en önemli etken ise yalnız olmamam. Bu süreci tek başına yaşamıyor olmak tek avuntum. Sınav sorularının bildiğimiz yerden çıkması için ettiğimiz dualar yerini, sınav sırasında şarj veya internet kotası bitmesin diye edilen dualara bıraktı. Önceden sınavda hatalı bulduğumuz sorulara itiraz edebilmek için ‘Hocam bu soruda bir gariplik var.’ dememiz yeterliyken bugün yapabildiğimiz tek şey 35 saniye içerisinde soruyu okuyup, anlayıp, hatalı mı yoksa biz mi bilmiyoruz buna karar verip ona göre hocaya soruyla ilgili fikir danışmamız. Tahmin edersiniz ki tüm bunları 35 saniyede yapmak pek mümkün değil.

Zaten çevrimiçi sınav konusu bile başlı başına bir yazı olabilecek kadar karmaşık. Öğrencilerin hiç biri sınavların çevrimiçi oluşundan mutlu değil. Arka planda kopya, internet aramaları gibi imkânlar olmasına rağmen çevrimiçi sınav ‘kolaylaşmış’ bir şey hiç değil. Ne sorulacak, nasıl sorulacak, hangi cevap sorulan soruya uygun bir yanıt olabilir, öğrenciler arasında büyük muamma. Yüz yüze eğitimde üst sınıflara hocanın sınav tarzını, sınavlara çalışırken hangi konulara daha fazla ağırlık vermemiz gerektiğini sorabiliyorduk. En kötü ihtimalde bile sınav sabahına hepimiz not çıkarmış, yarım yamalak da olsa çalışmış, çalışmasak bile çalışkan bir arkadaşlarımızın masasına dayanıp ‘Noolur beni çalıştır. Yemin ederim, okudum okudum anlamadım. Düştüm ocağına. Tek umudum sensin.’ deme durumuna gelmiş oluyorduk ama çevrimiçi eğitimde bir ‘Günaydın’ diyebileceğimiz sıra arkadaşımız bile yok. Kulağımızda kulaklıklarla kapalı bir odada tek başımızayız.

Okul, biz öğrenciler için yalnızca akademik bilgi edindiğimiz bir yer değil. Okul, Ankara’da ince ince yağan karı fark edince tüm liselilerden heyecanla yükselen uğultu, ortaokul koridorlarında koşuştururken arkadan ‘Koşma evladım pat pat’ diyen öğretmenin sesi, tören sırasına geç kalındığında öğretmene görünmemek için uzun boylu arkadaşların arasına karışmaktı. Ön sıradaki uzun boylu arkadaş yüzünden tahtayı görememek, görebilmek için sıra üzerinde bir sağa bir sola uzanmak, böylelikle günlük yapmamız gereken egzersizi tamamlamaktı.

Tüm bunların sebebini düşününce ‘Keşke mümkün olsa da şu SARS COVİD-19 virüsünü büyüttükten sonra insan gibi karşıma alıp ‘Kardeşim derdin ne senin? Biz insanlar sosyal canlılarız. Sürü halinde yaşıyoruz. Sen 15 aydır bir türlü hıncını bizden alamadın. Yıl oldu 2021… Gel anlat derdini, bulalım çözümünü. Bu kadar akciğer solunumu yapan canlıyız, e sende yaşayabilmek için bize tutunmaya muhtaçsın. Konuşalım, anlaşalım, buluruz bir orta yol.’ demek istiyorum. Evde çocuğuyla baş başa kalmış, ne yapacağını bilemez durumdaki pek çok yetişkinin de bunu istediğine eminim.

Bir gün bu virüs gücünü kaybedecek. Eski normallerimize olamasa da yeni normallerimizden daha rahat bir normale geçeceğiz. Ancak acaba o ara omuz omuza, yan yana zamanlar dışında daha neleri kaybetmiş olacağız?

Sinemis Ecem ÜKE

Bu yazıyı değerlendiriniz
[Total: 5 Average: 5]

Similar Posts

Bir Yorum Yazın

EnglishFrançaisDeutschItalianoPortuguêsEspañolTürkçe