ÖĞRENMEYİ ÖĞRENME

İNTERNETTEN ÖĞRENME GERÇEK ÖĞRENME MİDİR?

Girişimcilik ve dijital pazarlama alanında kalite odaklı olmasıyla rakiplerinden ayrılan ve bu bağlamda ilham verici yazılar yazan Micheal Simmons’ın “Çoğu Kişi Bunun Akıllı Bir Alışkanlık Olduğunu Düşünse de Aslında Beynine Zarar Veriyor!” adlı makalesi, iş dünyasına olduğu kadar eğitime de ışık tutacak saptamalar içeriyor. Bu yazı, adı geçen makaleden hareketle internetten öğrenmeye farklı açılardan yeniden bakmamızı sağlamak üzere kaleme alınmıştır.

 “İnternet, her gün McDonald’s yemenin zihinsel eşdeğeridir.”

 Parmaklarımızın ucuyla insanlığın en iyi bilgilerine ücretsiz ve anında erişebiliyoruz. Podcast’ler, YouTube, Twitter, Audible ve sayısız başka uygulama aracılığıyla ücretsiz ya da çok düşük meblağlara, bilgi paylaşan dâhilerimiz var. Peki, tüm bu bilgeliğe erişimimiz bu denli kolayken insanlığın, bilgiyi aldığı, kendinin kıldığı, hayatına uyguladığı ve daha önce hiç olmadığı kadar olumlu sonuçlar gördüğü bir zekâ patlaması yaşaması gerekmez mi?

Nasıl oluyor da internet insanları daha zeki değil de daha aptal yapıyor ve bu sonuç bilimsel olarak kanıtlanabiliyor?

Evet, doğru; çevrimiçi öğrenmeye zaman ayıran birinin süper zeki olmaktan çok beyin hasarı alma olasılığı daha yüksek, buna ben de dâhilim.

Araştırmalar, tükettiğimiz bilginin beynimizin yapısını ve işleyişini daha iyi veya daha kötü şekilde değiştirdiğini göstermiştir. Londra taksi şoförleri üzerinde yapılan büyüleyici bir çalışmada kapsamlı bir eğitim sürecini tamamlayan denekler, eğitim programından ayrılanlara göre önemli ölçüde daha büyük bir hipokampusa (beynin medial temporal lobunda yer alan, hafıza ve yön bulmada önemli rolü olan bölge) sahipti. Bu çalışma, büyümenin sebebinin eğitim programı olduğunu gösteriyordu.

Yani öğrenme, anlamlı biçimde gerçekleştiğinde beyinde gözlemlenebilir olumlu değişime neden oluyor.

Peki ya internetten öğrenirken?

 “Vücudumuza koyduğumuz yiyecekler kadar tükettiğimiz bilgiler de önemlidir. Bunlar düşüncemizi, davranışımızı, dünyadaki yerimizi nasıl anladığımızı etkiler. Ve başkalarını nasıl anladığımızı.”

            Ev Williams, Twitter Kurucu Ortağı

Beynimize Hasar Veren Önemsiz Öğrenme Salgını

Çoğumuz internetin sorunlarını sosyal medyaya bağlıyoruz ve kurbanları, düşük iradeli, saf ya da tembel insanlar olarak görüyoruz ancak gerçek bunun tersidir. Sosyal medya aslında çok daha büyük bir sorunun belirtilerinden sadece biridir ve en çok etkilenenler, çevrimiçi öğrenme konusunda en gayretli olanlardır.

Bir şeyin salgın olması için iki niteliği olması gerekir; ciddi zararlar vermesi ve yaygın olması.

Önemsiz öğrenme salgını, bu iki niteliği de taşımaktadır. Aynı zamanda hepimizin neden aynı belirtileri gösterdiğimizi de açıklar:

 Belirti 1: Sahte Öğrenme

Kendimizi öğreniyormuşuz gibi hissettiren ancak aslında hayatımızı iyileştirmeyen “ilginç” şeyler okuyoruz. Bu hızla tükettiğimiz bilgiler;

– Çok çabuk modası geçmiş hale gelirler,

– Ya doğru değildirler ya da bir işimize yaramazlar,

– Aslında hayatımıza uygulanmamaktadırlar.

Sonuç olarak internetten öğrendiğimizi, hayatımızı iyileştirdiğimizi düşünerek, bilgiyi tüketerek zamanımızı boşa harcıyoruz. Bu, hayatınız boyunca her gün lahana salatası yemenin size faydalı olduğunu düşünmek ve sonra bunun, sizin için gerçekten kötü olduğunu fark etmek gibidir.

Belirti 2: Hafıza Kaybı

İlginç veya yararlı bir şey okuduktan birkaç gün sonra önemli bölümleri bile hatırlamakta güçlük çekiyorsanız, neden bahsettiğimi biliyorsunuzdur.

Neredeyse hafıza kaybı gibi. Bir kez daha, zaman boşa gidiyor.

Belirti 3: Bilgi Bunalımı ve FOMO*

İnternetteyken yaşadığımız duyguyu tanımlamak için “boğulmak/bunalmak (overwhelm)” kelimesini kullanabiliriz. Önemli bulduğumuz hiçbir şeyle ilgisi olmayan dikkat dağıtıcı içeriklerle gerçekten tüketmek isteyeceğimiz ancak vakit ayıramadığımız ilginç içerikler arasında şaşkına döndük.

Yoğun bilgi akışı karşısındaki sürekli bunalma/boğulma hatta bir şeyleri kaçırma hissi bizi endişeli, suçlu hissettirir ve yorgunluğuna yol açar.

Belirti 4: Bağımlılık ve Sürekli Dikkat Dağınıklığı

Telefon ve İnternet bağımlılığının söz konusu olduğu bir dönüm noktasındayız. Günümüzde çoğu insan bunun gerçek bir sorun olduğunun farkında. Çevrimiçi ne kadar çok bilgi tüketirsek gerçeklik modelimiz o kadar çarpık hale gelir.

İşte nedeni…

Gerçekte gördüğümüz bilgilerin yüzdesi, var olan tüm bilgilere kıyasla son derece küçüktür. Bu, bir nehri iğne deliğinden geçirmeye benzer. Gördüğümüz içerik, yalnızca önyargılı üç filtreden geçen içeriktir. Aşağıda ayrıntılı olarak bahsedeceğimiz bu filtreler, çok büyük bir kör nokta yaratır. Örneğin, Instagram’da güzel görünen ve harika hayatları olan insanların sadece önemli anlarını görürüz. Makyajsız, kötü aydınlatmalı, filtresiz fotoğrafları görmeyiz. Sunulan dar çerçeveyi görürüz.

Pek çok insan, dünyadaki tüm kanıtlar kendilerine sunulsa bile başka bir bakış açısını tam anlamıyla kavramakta yetersizdir. Akademisyenler, iş adamlarının tamamen paraya odaklı olduğunu düşünürken iş adamları, akademideki insanların kafalarının bulutlarda olduğunu düşünebilir.         Sanatçılar, veri biliminin soğuk ve katı matematiksel düşüncesini küçümserken veri bilimcileri, sanatçıların bulanık düşüncelerini küçümseyebilir.

Hepimizin kişisel ve profesyonel yaşamlarımızda buna benzer önyargıları vardır: yanlış inançlar, yanlış algılar, kısaca “kötü bilgiler” bize verilir ve bu bilgiler, hayatımızın bazı yönlerini inşa eder. Bunlar bizim kör noktalarımızdır ve onları ortadan kaldırana kadar, işlevsel olarak beyin hasarına eşdeğer yanlış bir gerçeklik duygusu içinde yaşarız.

İnternet de benzer bir ön yargı ve yanlış bir gerçeklik duygusu yaratır.

Belirti 5: Aşırı Güven

Dünya son derece karmaşık. En uygun çözümlere ulaşmak için sağlık hizmetleri, terörizm, iklim değişikliği, ırkçılık ve ekonomi gibi konularda derin bir anlayış gerekir. Karmaşık konularla ilgili kısa makaleler gördüğümüzde, birkaç şey olur.

İlk olarak, küçük bir bilginin kendimize aşırı güvenmemize neden olabileceği Dunning-Kruger etkisinin kurbanı oluruz. Bu aşırı güven, “Bunu zaten biliyorum.” sendromuna yol açar. Bir araştırmaya göre İnternet, bu aşırı güveni haber akışıyla besliyor; makale ön izlemeleri, sosyal medya haberleri…

İkincisi, bilgimiz parçalanır. Filin farklı yerlerine dokunan ve filin tamamını anladıklarından emin olan kör adamlar benzetmesi gibi oluruz.

Bu beş belirti – sahte öğrenme, bilgi bunalımı, hafıza kaybı, bağımlılık ve aşırı güven – mevcut internetin hataları değildir. Nasıl tasarlandığının mantıksal sonucudur ve bu tasarım, bir neslin beynini mahvediyor. Abur cuburun fiziksel obeziteye yol açması gibi, abur cubur öğrenmenin semptomları da zihinde obeziteye yol açar.

Nasıl mı?

İnternetin büyük sırrı: Önemsiz bir öğrenme makinesi olacak şekilde tasarlandı!

İnternet temelde öğrenme için TASARLANMAMIŞTIR. Hedefleriniz için optimizasyon yapmaz. Aksine, bilgi-eğlence için tasarlanmıştır; size öğreniyormuş gibi hissettiren ancak dikkatinizi gerçekten çekip para kazandıran ilginç bilgiler sunar. Bu sonuca yavaş yavaş birkaç yıllık bir süre içinde vardığımda,  önemsiz öğrenme salgınını inceledim, böylece ondan kaçınabilirdim. Odaklanmama yardımcı olmak için bulabildiğim her uygulamayı ve eklentiyi indirdim. İnternetten öğrenmeye çalışırken tüm bilgimi ve irademi devrede tutsam da dikkat dağınıklığına, bağımlılığa, FOMO’ya, yanlış öğrenmeye, aşırı bilgi birikimine ve hafıza kaybına hâlâ yenik düşüyordum. Öğrenmeye en uygun yaklaşımın ne olduğunu daha iyi anladığımda, İnternet’in bu yaklaşımdan durmaksızın uzaklaştığını fark ettim. Sonunda, sorunun bende ve öğrencilerimde olmadığının farkına vardım. Sorun internetti!

Çevrimiçi öğrenmeye çalışmak, buzdolabınız kek, şeker ve soda ile doluyken sağlıklı bir salata yapmaya benzer, hem de yorgun ve açken.

Çoğu insan semptomları doğru algılar ancak teşhis yanlıştır. Birçoğu üç şeyi suçlar:

-Yeterli iradeye sahip olmadıkları için kendilerini,

-Tıklama tuzağı ve yanlış bilgi için sosyal medyayı,

-Yüzeysel, sahte haberler için reklam tabanlı içerikleri.

Gerçekte, bunlar sorunun sadece yüzeydeki tezahürleridir. Bu nedenle, basitçe sosyal medyayı kapatmak, abonelik içeriği satın almak veya iradenizi artırmak temel sorunu çözmeyecektir. Hatta daha da kötüleştirebilir. Gerçek ve gizli suçlular, sosyal medyada popüler hale getirilen ve ardından tüm internette benimsenen dört özelliktir.

Bu özelliklerin her biri kendi başına zararsız gibi görünse de bir araya geldiklerinde sonuçları son derece zararlıdır.

İzleme (Following): İçeriği GEÇMİŞ’de beğendiklerimize göre sıralar. Bu, bizi ŞİMDİ veya GELECEKTE bizim için önemli olan şeylere odaklanmaktan zekice uzak tutar.

Haber Kaynağı: İçeriği yeniliğe göre sıralar. Bu, bizi tüm zamanların en değerli içeriğine odaklanmaktan alıkoyar ve son 24 saat içinde oluşturulan içeriğe odaklanmamızı sağlar.

Sonsuz Kaydırma: Her zaman görüntülenecek yeni içerik olacak şekilde çalışır. Bu aynı zamanda video dünyası için de geçerlidir. Bir YouTube videosu veya Netflix şovu durur durmaz, bir sonraki 5 saniye içinde başlar. Sonsuz kaydırma, internetin “jumbo boyudur”. Daha büyük paketlerin daha fazla yemeye yol açması gibi, sonsuz kaydırma da daha fazla eylem veya düşünme yerine daha fazla içerik tüketimine yol açar.

Beğen Düğmesi: İçeriği popülerliğe göre sıralar. Bu, insanları diğerlerinden ayıracak nadir becerileri ve bilgileri öğrenmekten uzaklaştırır.

Toplu olarak bu dört özellik bilginin tuzu, şekeri ve yağıdır.

Niceliğe nitelikten, pasif tüketime aktif yansımadan çok değer verirler. Olanlarla döngüde kalmak ve zaten inandığımız şeyleri onaylayan içeriği tüketmek için doğuştan gelen bilişsel önyargılarımızdan yararlanırlar. Yarardan çok zarar verirler.

Şimdi şöyle diyebilirsiniz, “Evet, ama Twitter akışımı yalnızca zeki insanları içerecek şekilde seçiyorum. En iyi podcast’leri takip ediyorum. Bu verimli öğrenmedir. ”

İşte size söyleyeceğim şey;

Amazon, TED Audible ve podcastler gibi, doğası gereği eğitici olduğunu düşündüğümüz ve derinden takdir ettiğim siteler bile, öğrenmemize yardımcı olacak şeyler yerine yeni ve popüler olanlara odaklanmamızı sağlamak için algoritmik olarak yapılandırılmıştır. Üzücü gerçek şu ki öğrenmeyi en üst düzeye çıkarmak istiyorsak internetin varsayılan olarak kullandığı filtrelerin tam zıddını kullanmalıyız.

Sadece geçen gününkine değil, tüm zamanların en iyi içeriklerine odaklanmak; bugün burada olan ve yarın giden içerik yerine denenmiş ve doğru olan bilgiye odaklanmak çok daha iyidir.

Geçmişte öğrendiklerimizle genişleyen ve hatta çelişen içeriğe odaklanmak; yanlış olduğumuzu kanıtladığımızda, kendimizi haklı çıkardığımızdan daha fazlasını öğreniriz. Bu, bilimsel yöntemin temel fikridir.

Popüler olmaktan çok, nadir bulunan içeriğe odaklanmak; herkesin bildiğini bilirseniz, bir meta olursunuz. Yalnızca birkaç kişinin sahip olduğu yararlı bilgilere sahipseniz, talep görürsünüz.

Özet: İnternet içeriği yeniliğe, popülerliğe ve geçmiş ilgi alanlarına göre filtreler. Düşünme ve eylemi kolaylaştırmak yerine, daha fazla içerik tüketimini kolaylaştırır. Bu nedenle, internet temelde öğrenme için tasarlanmamıştır.

O halde ne yapacağız? Semptomları görmezden gelip önemsiz öğrenmenin zararlı etkilerini sineye mi çekeceğiz, gerçek öğrenmenin peşinde, kendi filtrelerimizi, standartlarımızı mı oluşturacağız?

Yanıtlar ve yeni tartışmalar bir sonraki yazımızda…

Ebru PINAR

DÜZENLENEREK ÇEVRİLDİĞİ KAYNAK

https://www.linkedin.com/pulse/most-people-think-smart-habit-its-actually-michael-simmons-1c/?trk=eml-email_series_follow_newsletter_01-hero-1-title_link&midToken=AQGJksXbnTmofA&fromEmail=fromEmail&ut=3-rAzss8_u89I1

Bu yazıyı değerlendiriniz
[Total: 3 Average: 3.7]

Similar Posts

Bir Yorum Yazın

EnglishFrançaisDeutschItalianoPortuguêsEspañolTürkçe