ÖĞRENMEYİ ÖĞRENME

ÖĞRENME KAYBI NEDİR? NASIL TELAFİ EDİLİR?

ÖĞRENME KAYBI NEDİR?

Bir sorunu nasıl tanımladığımız, önerdiğimiz çözümler üzerinde son derece etkilidir. Pandemi döneminde yaşadığımız sorunlar için de böyle; örneğin “öğrenme kaybı”. Öğrenme kaybını nasıl tanımladığımıza bağlı olarak buna üreteceğimiz çözümler de şekillenmekte.

Öğrenme kaybı, öğrencilerin okuldan uzak kaldıkları dönemde,  edindikleri bilgileri kullanmamalarına bağlı olarak,  bilgilerin bir kısmını unutmaları ve öğrendiklerini hatırlayamamaları şeklinde açıklanabilir. Yaz tatillerinde, uzun hastalık ya da sakatlık dönemlerinde, sık yer değiştirmek zorunda kalınan durumlarda meydana gelen öğrenme kaybı üzerine çok sayıda veri ve çözüm önerisi bulunuyor ancak pandemi döneminde yaşanan öğrenme kaybıyla ilgili veri bulmak çok zor. Dolayısıyla geçmiş araştırma sonuçlarının günümüze yordanmasıyla bir takım değerlendirmeler yapmaktan öteye gitmek de çok zor.

Öğrenme kaybını algılayış şeklimiz, uzaktan eğitime erişebilen/erişemeyen öğrencilerin bildiklerini unutmalarının yarattığı kayıp ise o zaman yüz yüze eğitime geçildiği andan itibaren geçmiş öğrenmelerin hızlıca tekrar edilmesi bir çözüm olarak görülecektir. Tıpkı ağır hava şartları nedeniyle hedefe varmakta geciken bir şoförün, koşullar düzelir düzelmez gaza basması gibi. Yani çözüm önerisi, öğretim programları doğrultusunda “öğretme hızı”nı arttırmak olacaktır.

Bu çözümü benimseyen bir öğretmen kaçınılmaz olarak tartışma, araştırma, deney, proje vb. gibi zaman alan etkinlikler yerine çalışma kâğıtları ve ödevleri arttırarak yola devam edecektir. Bu da zihinsel bağlantıların kurulmadığı, yüzeysel ve kalıcı olmayan bir öğrenme süreci demektir.

Peki, başka bir açıdan bakarsak? Aslında “öğrenme kaybı” diye bir şey yoksa?

Testlerdeki başarıları düşmüş, tüm bilgileri edinememiş, eskisi gibi düzenli biçimde tekrar yapmamış, ödevlerini aksatmış olabilirler ama çocuklar, gerçekte öğrenmediler mi?

Çocuklar bu dönemde;

– Hayatlarının, onların kontrolünde olmayan nedenlerle hızla değişebildiğini,

– Güvenlikleri için özgürlüklerinin kısıtlanabildiğini,

– Bazı insanların aşılanıp diğerlerinin aşılanmayabileceğinden hareketle eşitliğin olmadığını,

– Öğrenmenin sadece okulda, sıralarda, dik oturup sessiz olarak gerçekleşmediğini,

– Öğrenme araç ve rehberlerini (Youtube videoları, TV, EBA vb.) seçebileceklerini,

– Bazen belirsizlikler olabileceğini ama yeni durumlara uyum sağlamak gerektiğini,

– Ailenin önemini,

– Evde yeni roller ve sorumluluklar almayı,

– Arkadaşlarıyla birlikte olabilmenin önemini öğrenmediler mi?

Belki de bu dönemde çocuklar eskisinden daha çok öğrendiler. Belki eskisinden de daha güçlü, dayanıklılar. Belki bolca boş zamanda yaratıcılıkları arttı ya da eskiye oranla daha çok yönlüler. Belki de biz alışılageldik yöntemlerle bunları ölçemediğimizden gerilediklerini düşünüyoruz. Peki, ya ilerledilerse?

Gerçek şu ki öğrenme daima gerçekleşir ve asla kaybolmaz. Kaybolan, geleneksel öğretme alışkanlıklarımızdır. Koşulların bu kadar dramatik biçimde değiştiği beklenmedik bir durumda, alışılageldik bakış açımızla kayıp olduğu varsayılan öğrenmeler telafi edilebilir mi?

Öğretim programlarındaki kazanımlarda eksikler, boşluklar olduğu kesin ama asıl ihtiyacımız olan bu bilgi kayıplarının telafi edilmesi mi, yoksa çocuklarımızı güçlendirerek olası yeni durumlar karşısında hazırlıklı ve donanımlı olmalarını sağlamak mı?

Sorulara verilecek yanıt, telafinin nasıl olması gerektiğini de belirleyecektir.

TELAFİ EĞİTİMİ NASIL OLMALI?

Pandemi süreci öğrencilere olduğu kadar öğretmenlere de çok şey öğretti. Salgın öncesinde öğretim programlarının yoğunluğundan zaten şikâyetçi olan öğretmenler, bu süreçte daha da zorlandılar çünkü programlar koşullara göre yeniden düzenlenmedi. Bu noktada sorumluluk, bakanlığa ve uzmanlara aitti ancak herhangi bir adım atılmadığı, kazanımlarda azaltmaya gidilmediği gibi bir de öğrencilerin tüm kazanımlardan sorumlu olduğu açıklandı. Hâl böyle olunca, zaten işlemeyen bir sistem, değişen koşullarda işletilmeye çalışıldı. Çoğu öğretmen uzaktan eğitimde tüm konuları bitirdiğini ve herhangi bir eksik kalmadığını söyledi, hatta bu yönde ders kesim raporları yazdılar. Pratikte doğru olabilir ancak oldukça iyimser olan bu iddianın öğrencilerdeki karşılığı bilinmiyor.

Öğrenme kaybının belirlenmesi en bariz şekilde öğrencilerin sınav puanlarında ve başarı düzeylerinde bir düşüşle kendini göstermektedir. Böyle bir ölçme gerçekleştirilmediğine göre, yani uzaktan eğitim sürecine ilişkin veriler elde edilmediğine göre kayıp nasıl belirlendi de telafi eğitimi yapılacak?

Kaybı bilmeden neyin telafi edileceğine karar vermek imkânsızdır. Kaldı ki öğrencilerin farklı alt yapıları, farklı öğrenmeleri olduğu tartışmasız bir gerçek. Bu durumda tüm öğrencilere aynı telafi eğitiminin verilmesi, öğrenme kaybının önüne nasıl geçebilir?

Yine de bakış açımızı genişleterek yapılabilecekler var elbette.

“Hangi bilgiler eksik?” sorusuna yanıt aramak yerine “Çocuklarımızı, yeni döneme öğrenme isteğiyle, merak duygusuyla nasıl hazırlarız?” sorusuna yanıt arayabiliriz.

Kazanımlarımız arasından önemli, evrensel sorunları tartışmaya fırsat verecek olanları seçebilir, sorular çerçevesinde kavramları ele alabiliriz. Örneğin çocuk haklarını konu eden kazanımlar üzerinden eşitlik, adalet, hak ve sorumluluk gibi kavramları tartışabilir, böylece hem konu içeriğini yeniden ele alırken hem de eleştirel düşünme becerilerini harekete geçirebiliriz. “Bu fikrin doğruluğunu nereden anlarız?” “Kaynaklara nasıl güvenebiliriz?” gibi önemli, tek yanıtı olmayan açık uçlu sorulara birlikte yanıt arayabiliriz. Aynı anda, tartışma, iddia üretme, iddiaları kanıtlarla destekleme, iddiayı çürütme gibi üst düzey düşünme ve iletişim becerilerini de geliştirmiş oluruz. Böylece, seçtiğimiz kavramlar etrafında yaptığımız etkinlikler farklı derslere ve konulara transfer edilebilecek becerileri geliştirir. Öğrenciler kendi anlamlarını oluşturdukları için kalıcı öğrenmeler de sağlamış oluruz.

Telafi eğitimi mutlaka yapılacak ise mantığı bu olmalıdır.

Aslında bu, sadece telafi eğitiminin yönüne dair bir önerme değil, eğitimin tümü için işe yarar bir önermedir.

TELAFİ EĞİTİMİ İÇİN NEDEN ÖZEL DERS YA DA KURS DEĞİL, ATÖLYE?

Çocuklarımızın pandemi sürecindeki en büyük kaybı akranları ve onlarla kurdukları bağlar oldu. Bir buçuk yıl gibi uzun bir süre boyunca fiziksel olarak yan yana gelmekten, oyundan, paylaşmaktan, hatta çatışmak ve barışmak deneyiminden yoksunlar. Eğitimciler öğrenme kaybına odaklanırken, çocuklarımızın “iyi olma” halini göz ardı etmek büyük hata olacaktır.

Telafi eğitimi için çokça firma, çokça alternatifle velilerin karşısına çıkıyor. Veliler de nasıl bir tercih yapmaları gerektiği konusunda haklı olarak zorlanıyorlar. Kimisi çocuğu ile özel olarak ilgilenilsin istiyor ve özel derse yöneliyor, kimisi ise kurs ya da dershanelere.

Peki, tercih neye göre yapılmalı?

Özel ders seçeneği, bilgilerin hatırlanması üzerine kurulu bir telafi programı için iyi bir seçenek gibi görünebilir ancak biraz daha kapsamlı baktığımızda, zaten yalnız olan çocuğun, bu dersler boyunca da yine yalnız kalacağını, akran etkileşiminden mahrum olacağını söyleyebiliriz. Tek başına öğrenmek, diğerlerinden öğrenememek anlamına gelir. Yani çocuğumuz, öğrenme süreçlerinde yalnız öğretmeninin sesi ile kendi sesini duyacak, paylaşması, tartışması, farklı görüşler duyması, işbirliği yapması mümkün olmayacaktır. Bu durumda da sadece bilginin telafisi mümkün olabilir, becerilerin değil.

Kurs ya da dershanelerde akran etkileşimi kısmen gerçekleşecektir. Kısmen çünkü öğretim programındaki kazanımları hızlıca aktarmak üzere kurulmuş bu sistemde öğrenen olabildiğince pasif bir dinleyici konumundadır. Etkinliklerle zenginleştirilmiş bir öğrenme ortamı olmadığı için, verilen çoktan seçmeli testler ve ödevlerle boğuşmak zorunda kalacak çocuğun, bu duygu durumu ile yeni bir döneme başlaması dezavantaj bile doğurabilir.

Önceliğimizin ne olduğuna karar verirsek tercihlerimiz ihtiyaca yönelik olacaktır.

Çocuklarımızın özgürce düşündüğü, sorduğu, ürettiği, paylaştığı yani öğrenirken sürekli aktif olduğu “Etkileşimli Telafi Atölyeleri” akademik gelişimi bütün olarak ele alıp öğrenenlerin kendilerine güvenmelerini, merak etmelerini, öğrenmeye istek duymalarını ve çeşitli becerilerini geliştirmelerini sağlamak üzere tasarlanmıştır.

Atölye çalışmaları grupla düşünmek ve grupça üretmek üzerine kuruludur. Öğrenen, kendisini ve diğerlerini değerlendirme fırsatları ile karşılaştığında, öğrenme sorumluluğunu da almaya başlamaktadır.

Atölyelerimizi incelemek için davinciokulu.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Daha mutlu bir öğrenme deneyimine her çocuğun hakkı vardır.

Ebru PINAR

Bu yazıyı değerlendiriniz
[Total: 0 Average: 0]

Similar Posts

Bir Yorum Yazın

EnglishFrançaisDeutschItalianoPortuguêsEspañolTürkçe