12/05/2021
FİLM ÖNERİLERİ

ÖLÜ OZANLAR DERNEĞİ’NDEN BUGÜNE DEĞİŞEN BİR ŞEY VAR MI?

Öykü, 1959 yılında ABD’de “Welton Academy” adlı bir erkek lisesinde geçer. Öğrencilerin “Cehennem” (Hell-ton) adını taktıkları bu okulda başarılı olmak için çok çalışılmak gerekir. Gelenek ve disiplin çok önemlidir. En ufak bir disiplinsizlik bile hoş görülmez ve gerekirse cezalandırılır. Bu cezalar, yapılmayan her ödev için final sınavından bir puan kırmaktan, disiplinsizliğin boyutuna bağlı olarak, fiziksel şiddete kadar varabilir.

Geçmişte aynı okuldan birincilikle mezun olan John Keating, edebiyat öğretmeni olarak okula gelir. İlk başlarda öğrenciler, Bay Keating’in öğretim yöntemlerini tuhaf, farklı, hatta ürkütücü bulur ancak zamanla bunlara alışırlar. Bay Keating, okulun eğitim anlayışından ve diğer öğretmenlerden farklı bir yaklaşım sergiler, öğrencilere bir şeyleri fark ettirmeye çalışır.

“Yaşadığın günü kavra, vakit varken tomurcukları topla…”

Bay Keating, öğrencilerinden çevrelerinde bir yaşam olduğunu anlamalarını, bunu hissetmelerini ve yaşadıkları anın tadını çıkarmalarını ister. Başkaları için değil, kendileri için yaşamaları gerektiğini vurgular.

Kendiniz için düşünmeyi tekrar öğreneceksiniz, sözcüklerin ve dilin tadını hissetmeyi öğreneceksiniz.

Öğrencilere; şiiri, edebiyatı, dünyayı onlara dayatılan tabulaşmış bakış açılarıyla değil, kendi anlamlarıyla değerlendirmeyi öğretmeye çalışır. Onlardan, doğru olduğunu kabul etmeleri beklenen görüşlerle değil, kendi özgür iradeleriyle düşünmelerini ister. İşte o zaman, bu mekanik aktarım süreci sona erecek, sözcüklerin ve dilin tadını hissedeceklerdir.

Kendi sesinizi bulmaya çalışın.

Öğrencilere her şeye farklı açıdan bakmaları gerektiğini öğretmeye çalışır. Ona göre bir yazarın ne düşündüğüne değil, geçmişten getirilen tabuları ve kalıpları kırarak kendi düşüncelerine odaklanmaları ve bunu değerlendirmeleri gerekir. Başkalarının seslerinin peşinden gitmek yerine kendi seslerini bulmaya çalışmaları önemlidir. Bu arayışa ne kadar geç başlanırsa onu bulma ihtimali o kadar azalacaktır.

 Kendiniz olun, yeter.

Öğrencilerden, başkalarının onlar için belirlediği yollardan değil, kendi yollarından gitmelerini ister. Potansiyellerini ortaya çıkarmaya, onların bağımsız düşünebilmelerini ve hayallerinin peşinden gitmelerini sağlamaya çalışır. Bunun için de onlara biçilmiş toplumsal rolleri oynamalarına gerek olmadığını, kendileri olmalarının yeterli olduğunu söyler.

 Eğitim, kendi başına düşünmeyi öğrenmektir.

Tabi ki okulun gelenek ve disiplin anlayışına oldukça aykırı olan yöntem ve söylemleri, Bay Keating’in okul yöneticisi tarafından uyarılmasına neden olur.  Öykünün çatışması da bu noktada başlar. Okul yöneticisi ve Bay Keating arasında geçen şu diyalog bu çatışmanın en güzel örneklerinden biridir:

– Başarısı kanıtlanmış bir müfredat var. Eğer sen onu sorgularsan onlar da aynısını yapar.

– Eğitim, kendi başına düşünmeyi öğrenmektir ama…

– O yaşta mı? Kesinlikle olmaz! Gelenek, John… Disiplin… Onları üniversiteye hazırla, gerisi kendiliğinden gelir.

Başarısı kanıtlanmış müfredat…

Acaba bir programın, eğitim anlayışının ya da sisteminin başarısı nasıl kanıtlanır?

Öğrenciler, programda yer alan tüm kazanımlarla ilgili soruları doğru çözdüklerinde mi? Öğrencilerin tamamı üniversiteyi kazanınca mı? Ya da öğrenciler PISA, TIMS gibi uluslararası sınavlardan çok yüksek puan aldıklarında mı?

Bir yanda öğrencileri; kendileri için düşünmeleri, kendi seslerini bulmaları, hayatı kavramaları, yaşadıkları anın tadını çıkarmaları, tabuları yıkmaları, başkalarının istediği değil, kendi istedikleri kişiler olmaları, özgürce düşünmeleri için yönlendiren bir öğretmen…

Diğer yandan on yedi yaşındaki çocukların özgür düşünebileceklerine inanmayan, hatta çocukları sanata yönlendirmeyi gereksiz bulan çünkü onların, birer yazar ya da şair olmadıklarını anladıklarında hayal kırıklığına uğrayacaklarını düşünen, bunu da “Aptalca hayaller peşinde koşmayan bir kalp gösterin, ben de size mutlu bir insan göstereyim.” şeklinde ifade edenler…

Öğrencilerin bir şeyleri sorgulamasından, yani düşünmesinden korkan, gelenek ve disiplini ön plana çıkaran, eğitimin tek amacını üniversiteye girmek olarak gören bir yönetici…

Bu ve benzer yöneticilerin sahip oldukları eğitim anlayışına göre öğrencilerin düşünmelerine, sorgulamalarına, öğrendikleriyle ilgili kendi yorumlarını yapmalarına gerek yoktur çünkü kitaplar ve öğretmenler, geçmişten gelen doğruları aktarır. Bunlar, gerçek doğrulardır, olduğu gibi kabul edilmeli, sorgulanmamalıdır. Eğitimin amacı, büyük bir disiplin içinde çalışarak bu doğruları öğrenmektir. Bir başka deyişle “başarısı kanıtlanmış müfredatlar” aracılığıyla birey olmanın varoluşsal potansiyellerini, hayallerini, isteklerini… bir kenara bırakarak sistemin ve diğerlerinin dayatmalarına boyun eğip “iyi” bir meslek sahibi olmaya çalışmak…

Velileri de yöneticileri kadar hırslı olan bu okulda bir babanın, çocuğunun içindeki sanat aşkını zorla engellemesi sonucu yaşanan talihsiz bir olayın faturası tabi ki Bay Keating’e kesilir çünkü o sokmuştur çocukların akılarına hayallerinin peşinden gitmeyi, kendi olmayı, özgürce düşünmeyi, kendi sesini bulmayı…

Günümüzde yaşanan algı yönetiminin tipik bir örneği. Tabi bu algı yönetimi sonucunda Bay Keating okuldan ayrılmak zorunda kalır.

Geride ne bırakır?

Çok şey…

 

SON SÖZ

Filmdeki okulun eğitim anlayışı, kulağa hiç yabancı gelmiyor değil mi?

Öykünün geçtiği 1959 yılından bu yana, 60 yıldan fazladır, öğretim anlayışımızda ve yöntemlerimizde çok fazla bir şey değişmediği; eğitimin, geleneği koruduğu söylenebilir.

Bu öyle güçlü bir gelenek ki çağa ve teknolojiye uyup kendini değiştirmesi gerekirken çağı ve teknolojiyi kendine uydurabiliyor.

Artık bu geleneği yıkıp geçmenin zamanı geldi de geçiyor. Bir programın ya da eğitim sisteminin başarısına karar verirken başka kanıtlar üretmemiz ve sorular sormamız gerekiyor.

“Çocuklar, hayatı kavrayıp ânın tadını çıkarıyorlar mı?” bu sorulardan biri olabilir mi?

Dr Levent VEZNEDAROĞLU

 

NOT: Ölü Ozanlar Derneği, eğitimle ilgili klasik filmler arasında gösterilir. Yönetmenliğini Peter Weir’in yaptığı ve Robin Williams’ın edebiyat öğretmeni John Keating’i canlandırdığı film, 1989 yılında çekilmiştir.

Bu yazıyı değerlendiriniz
[Total: 0 Average: 0]

Similar Posts

Bir Yorum Yazın