OYUNUN FELSEFESİ

OYUNUN FELSEFESİ

Felsefe kavramı olarak “oyun” ile ilk karşılaştığımda 21 yaşındaydım. Oyun ile ilgili felsefe okumaları yapmak, o dönemde yaşadığım ve farkına varamadığım başka “oyunları”, şişeye düşen sineğin, çıkış yolunu “bir oynama” halinde bulabilmesi gibi, kuşatıcı bir bakışla değerlendirmemi ve belki de anlatısını kurmamı sağladı diyebilirim.

Oyun, yaşamın katı gerçekliğinin kendisi idi. Aslında sadece göründüğü kadar da değildi. Filozofların vurguladığı gibi daha “derin”di. Felsefe tarihinde, Sokrates öncesi dönemde Herakleitos ile  başlayan “oyun” kavramsallaştırması, felsefeden önce de batı ve doğu mitoloji, din anlatılarında kendisini göstermekteydi.

Bu yazıda, oyun kavramına felsefi bir bakış atılarak felsefi bağlamdaki “oyun” kavramının güncel eğitim çalışmalarında sıklıkla duyduğumuz “oyunlaştırma” ile arasındaki bağlantı incelenecektir.

Oyunun felsefesi ne zaman başlamıştır?

Herakleitos’un felsefe tarihindeki oyun sorgulamasının başlangıcı olarak kabul edilen 52. fragmanı şöyledir: “Aion, dama oynayan bir çocuktur; krallık çocuğundur.” Miller ise fragmanı, “Zaman (Aion), bir oyun tahtasındaki taşları hareket ettiren, oynayan bir çocuktur. Krallık çocuğa aittir.” diye çevirmiştir.[1] Nietzsche’nin, Herakleitos’un fragmanı üzerine yaptığı felsefe okuması, oyun kavramının derinliğini göstermektedir. Nietzsche, Herakleitos’un “çocuk” sözcüğü kullanımı için “yüksek bir benzetme” der. Ona göre, “bu dünyada ancak sanatçıların ve çocukların oyununda ahlaki sorumlulukların dışında, oluş ve yok olma ve yıkma vardır.” Böyle bir “oyun”da, dönüşüm yerini bulur ve oynayan kendini çoğaltır.[2]

Öte yandan, Küchler, Postmodern Gaming kitabında, Platon’un oyunu, “iyi mimesis” (taklit) in bir biçimi olarak tanımladığını söyler. İnsan, “rolüne uyarak ve olabildiğince güzel oyunlar oynayarak yaşamalıdır”. Bu insanı özgürleştirir. Peki bu oyun nasıl oynanacaktır? Oyunun amacı nedir?  Platon’a ve Antik Yunan bilgeliğine göre bu sorunun cevabı eğitimdir. Nasıl ki felsefe Paideia de doğduysa eğitimde oyunvari olmalıdır ki bu mimetik ilişki kurulabilsin.[3] Oyunu bu şekilde mimetik ilişki kurarak oynayan çocuk, “akıllı” tarzda oynadıkça kendini tutsak eden haz ve acılardan bağımsızlaşır. Dursun’un aktarımıyla, “kendine egemen” olur. “Akıllı” bir tarzda oynamak “çocukluktan başlayarak erdem yoluyla mükemmel bir yurttaş olma” ancak başlagıçta mimetik kurulan oyun ve çocuk ilişkisinin, oyunun kuralları çocuk tarafından edinildikçe kuralı takip etme yerine, edimsel ve bilişsel olarak kuralı koyma ve devamında oyunu kurma haline dönüşebilmektedir. Çünkü, “Çocuk oyunları, insanların düşünceleridir.” (70. Fragman, Herakleitos)

Modern dönemde ise, Wittgenstein, Felsefi Soruşturmalar kitabında, “Birçok oyuna oyun dememizi sağlayan nedir? Bütün oyunlarda ortak olan bir unsur var mıdır?” sorularına,  dili anlamak için oyun kavramı üzerinden yanıt aramaktadır. “Kâğıt oyunları, top oyunları, sportif oyunlar vs. bütün bu oyunların hepsine neden oyun denmektedir? Bütün bu oyunlarda ortak olan nedir? Ya da böyle bir ortaklıktan söz edilebilir mi?” Wittgenstein’ın bu sorulara yanıtı olumsuzdur. “Bir ortaklıktan söz edilmez. Ya da, eğer bir ortaklıktan söz edilecekse, bir tür akraba ilişkilerinde gördüğümüz türden bir ortaklıktır bu. Örneğin kâğıt oyunlarında olsun, satranç veya futbol gibi top oyunlarında olsun, kaybetme ve kazanmaya yönelik ortak, benzer yönleri görebilirsiniz. Ne var ki, aynı ortaklığın başka bir oyuna geçildiğinde devam etmediğini, onun yerini başka tip bir özelliğin aldığını da göreceksiniz. Tıpkı aile üyeleri ve akrabalar arasındaki fiziksel benzerliklerde olduğu gibi.”der, Wittgenstein.

Wittgenstein’ın dili anlamak oyun kavramına başvurması gibi, Gadamer’de  estetik ve hermeneutik (yorumsama, yorum bilgisi) deneyimi açıklamak için oyun kavramına başvurur. Gadamer, yönelimselliği olan ve “bir şeyi” oynamak olarak ifade edebileceğimiz bir oyun ile; çocuk oyunları, hayvanların oyunlarında olduğu gibi, her daim var olan oyunlardan oluşan temelde iki oyun türünden söz eder. Gadamer’de de “oyun, oynayanın bilincinden bağımsızdır.” Sanat eserinin, “eseri deneyleyen kişiyi kendine çekmesi ve hatta yutması gibi, oyun da kendi amacını, oyuncu, oyuna kendini kaptırdığı sürece gerçekleştirir.” Dolayısıyla oyunda tek bir “özne” vardır. Özne, oyun, oyuncular ve seyircilerden oluşan, oyunun kendisidir.

Gadamer böylece oyunun “varlık modunu” açığa vurur. Oyunun, ontolojik olarak tek bir “özne” olması, ancak oyuncuların edilgin olduğu anlamına gelmez. Ona göre, oyun alanı, her oyuncunun kendini, kendi tarzında doldurabileceği bir yerdir. Oyuncunun amacı ise “problem çözme değil, oyunun kendi hareketini düzenleme ve biçimlemedir.” Bu “oynama” hali genel olarak hayatın katı gerçekliğinden kaçarak sadece psikolojik rahatlama, gevşeme ya da keyif alma anlamına gelmemelidir.

Bütün bunların ötesinde, “oynama hali”, oyunda ortaya çıkan yaratıcı varoluş durumlarını göstermektedir. Ayrıca, oyunun temsili olan video oyunları ve artırılmış gerçeklik kavramı altında oluşturulan ürünler de oyuncuların oyun alanlarını kendi tarzlarında doldurmaya başlamalarıyla beraber, etkin “oynama hali” bağlamında değerlendirilebilir.

 

Peki, güncel eğitim çalışmalarındaki oyunlaştırma yaklaşımıyla, yukarıda felsefi kökenleri üzerinde durduğumuz “oyun” kavramı arasında nasıl bir bağ kurulabilir?

Oyunlaştırma, “oyun tasarım ilkelerini oyun dışı bağlamlara uygulayabilmeye yönelik öneriler sunan yenilikçi bir yaklaşım” olarak değerlendirilmektedir. Akademik eğitim ve öğretim çalışmalarında birçok oyunlaştırma yaklaşımından söz edilmektedir.  Bu yaklaşımlardan Kapp Modeli, “oyunsal düşünme, oyun mekanikleri ve estetik unsurunun birleşimi” kurmayı hedeflemesi bakımından, eğer iyi kurgulanırsa, felsefi bakış sunabilecektir. Bu modele göre, “oyunsal düşünme oyunlaştırmanın en önemli unsurudur. Oyunsal düşünme, günlük yaşam deneyimlerinin yarışma, işbirliği, keşfetme ve öyküleştirme içeren etkinliklere dönüşmesini sağlayan oyunlaştırma elementidir.” Böylece, oyunsal düşünmeyle, öğrenenlerin motivasyonlarının arttırılacağı düşünülmektedir.[4] Ancak, şimdiye kadar birçok parlatılan modeli, yaklaşımı görmüş eğitimciler için özellikle sürdürülebilirlik açısından, bu akımda kuşku ile karşılanacaktır.

Felsefe açısından, genel olarak oyunlaştırma çalışmaları incelendiğinde, kullanılan felsefe ve filozof yaklaşımlarının, bağlamından koparılarak sadece sloganvari bir takım aforizmalara indirgendiği görülmektedir. Örneğin, Aristo’ya atfedilen “okuldan önce oyunun olması sözü”, oyunlaştırmanın önemini göstermesi açısından, belki de, hocası Platon gibi bir okulu olması nedeniyle, ironik olarak  Aristo’ya özellikle yakıştırılmış bir  ifade gibi durmaktadır.

Felsefe, tabi ki daha önce belirtildiği gibi Paideia’yı (eğitimi) ifade eder. Oyunda, bu anlamda, araçsal olarak yaratıcı varoluşsal durumların ortaya çıkması bakımından önemlidir. Ancak, bu isabetsiz göndermeler ile biraz aşırı yorum biraz da felsefe sosuyla popüler hale getirilerek kurtarıcı model olarak görülen teknoloji destekli yaklaşımlar, etkililiği bile değerlendirilemeden, ya da oyuna devam edemeden, hızla tüketilerek eğitim endüstrisi hurdalığına gönderilmektedir.  Ama bizler için oyun devam etmektedir.

[1] Filolojik ve felsefi okuma çeşitliliği için Yücel Dursun’un Oyunun Ontolojisi kitabı önemli bir kaynak, ilgilenenler ileri tartışmalar için bakabilir.

[2] Dursun’un aktarımıyla, Nietzsche, Herakleitos’un fragmanına, Aion (Zaman)’ın kendisiyle oyununda ortaya çıkan haline, gönderme yaptığı şiirinde açıkça bunu söyler. “Arkadaş! Orada ansızın bir, iki oldu.”

[3]  Paideia: “Belli bir teknik bilgi, tekhne öğretmeyi değil de, matematik, astronomi, gramer ve felsefe gibi yüksek bilgiler vermeyi amaçlayan, maddeye, duyusal olana bağlı uygulamalı bilgilere karşıt olarak, entellektüel bakımdan eğitmeyi amaçlayan eğitim türü.”(Cevizci, Ahmet, Paradigma Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul.)

[4] https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/425180

Umut KARAGÖZ

YARARLANILAN KAYNAKLAR

1) Dursun, Yücel, Oyunun Ontolojisi, Doğu Batı Yayınları, 2019.
2) Herakleitos, Fragmanlar (Çev. Arzu Akgün), Kabalcı Yayınları, 2016.
3) Küchler, Tilman, Postmodern Gaming: Heidegger, Duchamp, Derrida, Peter Lang Publishing, 1994.
4) Wittgenstein, Ludwig, Philosophical Investigations, (Çev. G.E.M. Anscombe), Blackwell Pub., 1999. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/425180

GÖRSELLERİN ALINDIĞI SİTELER

http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Faust_und_Mephisto_beim_Schachspiel_19Jh.jpg 

https://philosophyofgaming.com

Paylaş

Bir Yorum Yazın

Bize Sorun
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Size yardımcı olabilir miyiz?
0
SEPETİNİZ
  • No products in the cart.