12/05/2021
ELEŞTİREL BAKIŞ

PEMBE

Kadın veya erkek sözcükleri, bireyin biyolojik anlamda dişi ve erkek oluşunu karşılaması gereken sözcüklerken sosyolojik olarak toplumun dayattığı rolleri de barındırır. Canlıların çoğu için geçerli olan dişi ve er ayrımı, onlar arasında bir üstünlük algısı yaratmazken insan denen canlı için erlik hükmetmenin başat ögesidir. Her gün her an yeniden var edilen cinsiyet algılarıyla doğmamış çocuklara don biçilir. Cinsiyeti öğrenilen bebek için pembe- beyaz, mavi-beyaz seçenekleri hazırlanır. Bu yaklaşan cinsiyet ayrımının ilk ayak sesidir.  “Aslan oğlum” ve “Prenses kızım” için önceden tasarlanmış mobilyalar, giysiler, oyuncaklar, sevgi sözcükleri, hayaller bir paket hâlinde sunulur.

Ebeveynlerin bilinçaltına işlemiş ayrımcı görüşler, yeni doğan bir bireyin bilinçaltını kurmak üzere devreye girer.  Onlar da toplumun kendilerinden istediği davranışı çocuklarına yükler. Oğlana araba, silah;  kıza bebek, tencere… Çocuklara erken dönemde belletilen bu “masum” roller zamanla onların birey oluşlarını etkiler. Dişilik aşağıda olmaktır, erkeklik üstünlüktür. Buna bağlı olarak dişilikle bağdaştırılan yemek ve temizlik yapmak, çocuk bakımı, renkli giysiler erkekler için ötekini aşağılama aracına dönüşür.

Gordon Marshall’ın da belirttiği[1] gibi bir kişi veya topluluğa karşı ön yargılı birinden, kişiye ya da topluluğa tarafsız davranması beklenemez. Ön yargının toplumsal boyutu; akıl, adalet, hoşgörü gibi normları görmezden gelirken; genelleme, peşin hüküm verme ve klişelerle düşünme eğilimindedir.  Bu eğilimler sinsice birey kimliğine yerleşir.

Murat Uyurkulak, harika öykü kitabı “Bazuka”da[2] toplumsal cinsiyet algısını ve birey üzerindeki etkilerini de anlatır. Kitaptaki “Pembe” öyküsü, toplumsal cinsiyeti anlamak için birebirdir. Öykü kahramanı,  bilinçaltına kazınan erkeklik algısı nedeniyle felakete sürüklenmiş bir insandır.  Çocuk yaşta acı bir kayıpla öğrendiği “Erkek dediğin pembe giymez!” bilgisi, tüm hayatına yön veren bir ön yargıya dönüşür.  Babasının ona aktardığı bu yakıcı bilgi; en yakın arkadaşına, sevgilisine, ticari hayatına, özgürlüğüne mal olur. “Kadınsı” olduğu için aşağılanan pembe, âdeta erkekliğin sınanmasıdır, dahası şiddeti doğurur. 

Renklerin bile ayrımcılık simgesine döndüğü bir toplumsal algıda; adil, hoşgörülü, ötekini anlamış bireyler yetiştirmenin ne kadar zor olduğu ortada. Ön yargılarla biçimlenmiş çocukların duvarları yıkması çok güç. Bu noktada eğitimcilere düşen, toplumsal cinsiyet algılarını sarsmak ve gençleri uyandırmaktır. “Pembe”yi okuyalım ve okutalım. Pembe, gözümüzü almasın.

                                                                                                          Sevda ARSLAN


[1] Marshall, Gordon (1999). Sosyoloji Sözlüğü, İstanbul: Bilim ve Sanat.

[2] Uyurkulak, Murat ( 2016).Bazuka, İstanbul: Metis.

Bu yazıyı değerlendiriniz
[Total: 1 Average: 5]

Similar Posts

Bir Yorum Yazın