SENG-İ MEZAR

SENG-İ MEZAR

“Şimdi vur kendini

Unutulmuş bir şiirin son dizelerinde

Sonra 

Yarım kalan bir şarkı ısmarla kendine

Bu kentte böyle ölünür…”

Kahraman TAZEOĞLU

Bu İstanbul öyle bir İstanbul’dur ki kâh “Dünya bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu.” diye liderlerin övdüğü, kâh “yaşlı bir kokana”  benzetmesi ile şairlerin yerdiği, her devir oradan oraya çekiştirilip, defalarca harap edilse de ışığının her daim parlamaya devam ettiği kadim şehir.

Bana sorarsanız çok dilli, çok dinli, çok renkli, çok anlamlı hâli devam ediyorsa her zaman ve her şeye rağmen, belki hiç kuşatılmamış, hiç fethedilmemiş, hiç kurtarılmamıştır çünkü hep oradaydı ve oradadır.

Kolay kolay kimselere yazdırmaz kendini ve teslim de etmez ruhunu. Sadece gizli bir yüzünü gösterir ara sıra, sonra çekilir yeniden, vakur, tahtına… Bu gizli yüze bir köşeden bakmak, sevgili İstanbul’un belki de biraz dikkatlerden uzak bir çehresini gözetlemek niyetim. Mezar taşlarını.

Araladığım penceresinden gece – gündüz yaşayan şehrin yaşamayanlarının anıtlarından söz edeceğim. Neden mezar, mezar taşı? Aslında taş yığını mahalleler, trafik keşmekeşi, insan hararetinin içinde ve dışında yeşilliğin içinde ve sakin, yalın ve sessizce seslenen. Şehir kalabalığının içinde kalmış tek boşluk mezarlar. “Şehir için boşluk bir güçtür.” Otto Von Guericke’nin dediği gibi.

En son iki yıl önce Pierre Loti’den aşağı, Eyüpsultan’a doğru yürümeyi seçtiğim için tarihi mezarlar arasından ilerlerken hesapsızca hissetmiştim o huzuru ve gücü. Cihan Pehlivanı Kara Ahmet, Türk Müziğinin büyük ustası Dede Efendi, Ünlü Hattat Kamil Efendi, Kurtuluş Savaşı’nın büyük kahramanı Mareşal Fevzi Çakmak suskun bir sohbet ile eşlik ettiler yürüyüşüme “Nakşi Tarlası”ndan Bektaşi Tekkesi’ne giden yolda sağlı, sollu daha eski mezar taşları. Taşların anlattıkları.

Pierre Loti’den inerken bir görünüm

Bir yabancı gezgindi, hatırlayamadım “İstanbul’un mezar taşları ölümü değil yaşamı düşündürüyor.” demişti. Bir köprü oluşturuyor bana göre de ikisi arasında. Hissettirdikleri bir yana fiziksel özelliklerinden bahsetmek istiyorum yazımda. Hükümdar mezarlarından değil ama. Çeşitli halkların mezar taşlarından.

Osmanlı’da İslami kültürün etkisiyle bir heykel geleneği bulunmadığı için mimariyle kendini gösteren en, boy, derinlik gibi unsurlar mezar taşlarında da sanatkârane biçimde sergileniyor. Bitki, hayvan figürleri, çokça da kişinin kimliğini ifade eden nesnelerin canlandırılmasıyla.

Osmanlı mezar taşlarını en genel haliyle erkek ve kadın mezarları üzerinde ayırarak başlanabilir. Aralarındaki en temel fark, erkek mezar taşlarının sosyal statünün de simgesi olarak çeşitli başlıklarla bezenmesi. Kadınlarda da zaman zaman zenginliği ve soyluluğu yansıtan ziynet eşyasına rastlansa da çoğunlukla zarafetle özdeşleştirilen çiçek motiflerinin bulunması.

Erkek mezar taşlarında, özellikle XVI. yüzyıldan itibaren daha sağlam günümüze ulaşan örneklerde, sivri, dilimli bir külaha sarılmış sorguçlu kavuklar üst düzey devlet görevlilerinin, üst düzey komutanların; dilimli, basık bir takkenin etrafında, kılıçlama sarılmış destar orta sınıf ulemanın; “kâtibi” başlık olarak anılan şapka başta sadece memurların, XIX. yüzyıldan sonra daha geniş kitlelerin kullandığı semboller olmuş. Ölen kişi eğer büyük bir âlim ise sarıklı başlığın yanı sıra divit, hokka gibi figürler de yapılmış. 

Kavuklu mezar taşı
Destarlı mezar taşları

XIX. yüzyıldan dan itibaren Sultan II. Mahmut’un kılık kıyafet alanında yaptığı reformlarla mezar taşlarındaki kavuk, sarık gibi figürlerin yerini “fes” almaya başlar. Bu da dönemi tahmin etmek açısından ziyaretçilerin işini kolaylaştırır.

Fesli mezar taşı

Tarikat mensuplarına ait başlıklar hemen kendini belli eder. Alta doğru genişleyen tepesi yuvarlak silindir sikkeler Mevlevilerin, On İki Terkli “Hüseyni” ve Dört Terkli “Edhemi”ler Bektaşi mezarlarını süsler.

Bektaşi mezar taşı

Kadınların mezarlarında yer alan “kırık gül” ve “duvak” sembolleri hayatının baharında ölmüş gelinlik bir kıza gönderme yaparken “servi içerisinde küçük servi”nin sembolize edildiği taşlar doğum sırasında ölen kadınları ve doğurdukları çocukları anlatır. Belirlenmesi kolay bir başka başlık yarım küre şeklindeki “hotoz”lardır. Boyun kısımlarındaki çiçekler, gerdanlıklar kadın mezarlarında bulunur.

Osmanlı’nın çok kimlikli tarihinde gayrimüslimlere tanınan sosyal haklar ve mülk edinme serbestliği çerçevesinde dini nitelikli yapıların yanında, genelde bunların yakınında bulunan mezarları da ulaşmıştır günümüze. Müslüman mezarlarından farklı olarak başlık taşımaz. Ancak taşlar üzerindeki kabartma semboller ilgi çekicidir. Özellikle Hıristiyan mezarlarında hayvan figürlerine sıkça rastlanır.

Rum ve Ermeni mezarlarında olduğu gibi Katolik mezarlarında da karşımıza çıkan sembollerden biri “Ouroboros” denilen bir halka biçiminde kendi kuyruğunu yutan bir figürdür ve gerçekte Antik Çağ’dan bu yana ebedi dönüş ve kendini yeniden yaratmayı temsil eder. Yılan figürü ise şifa ve zehri, iyilik ve kötülüğü, mezar taşlarında ise ölüm ve yeniden dirilişi çağrıştırır. Bununla birlikte eski çağlardan itibaren hekimlerin de mezarlarını süslemiştir. Hıristiyan mezarlarındaki kabartmalarda güvercin, saflığın ve kutsal ruhun; kelebek, yaşamın üç halinin (doğum, ölüm ve diriliş); salyangoz, Meryem’in lekesiz hamileliği ve kadının doğurganlığının; leylek, uyanıklık, tedbirlilik ve dine bağlılığın; yunus, kurtuluşun simgesi olarak kullanılmıştır. Bu mezarlarda en çok rastlanan figürlerden olan kuzu ve koç sembolleri ise erken dönemden itibaren İsa’nın ikonografik simgesi olarak “ Tanrının Kuzusu” inanışına atıfta bulunmaktadır.

Şişli Rum Mezarlığı, Nikolopulos Aile Mezarlığı, Güvercin Kabartması
Feriköy Latin Katolik Mezarlığı, Adalea Sassi

Anadolu’daki Eski Çağ Tümülüslerinden Roma kalıntılarına, Selçuklu eserlerine, Nemrut Dağı eteklerindeki Kommagene anıtlarına kadar Anadolu’nun kültür mozaiğinde yoğurulmuş, kuşaklarca kullanılmış bir başka önemli sembol ise kartal olmuştur. Güç ve asaletin sembolü olarak kabul edilmiş kartal, Şişli Ermeni mezarlığında bir küre üzerinde duran sağ kanadı yukarıya kalkık duran sol kanadı aşağıda bir figür şeklinde betimlenmiştir. Balıklı Rum Mezarlığı’nda da benzer örneklerine rastlanır. Gelelim bu ölümü sanatla bezeyen tarihin mermer şahitlerinin en iç burkan ve beni de en çok etkileyen yerleşimine… Yine Eyüpsultan Pierre Loti’de bulunan dünyanın tek “cellat” mezarlığına. (İstanbul’da iki yerleşimde bulunmasına rağmen maalesef Edirnekapı’daki bakımsızlıktan tamamen yok olmuş bugün.) Yaşamlarında olduğu gibi ölümlerinde de yalnızlık ve gizlilik var. Genellikle sağır ve dilsizler arasından seçilen ve infazlarını gerçekleştirirken maske kullanan cellatlar toplumdan soyutlanmış kişilerdir. Mezarları da diğer mezarlardan soyutlanmıştır. Mezar taşları başlıksız, sağır ve dilsizdir. Öldükten sonra bile lanetlenmiş ve dışlanmışlardır. Mezar taşları uzunlamasına dikdörtgen prizma şeklinde olan cellatlar için taşlarında kitabe ya da kimlik işareti bulunmaz.  Bunun nedeni hem mezarın sonradan tahrip edilmesini önlemek hem de ziyaret eden kişilerin şahsına ya da ailelerine beddua etmesini engellemektir. Mezar taşlarının üzeri yağmur biriktirmek ve kuşların su içmesini sağlamak için oyulmuştur. Böylece yine ölüm – yaşam diyalektiğine gönderme yapılıyor, “Dünya’da işi can almak olanların mezar taşları canlılara hayat veriyor.”

Cellat mezar taşları

Osmanlı mezar taşları sadece mezarlıkta yatanların yakınları tarafından bulunmasını sağlayan kimlik kartları değil, çok kültürlü yapının yansıması, sanatın, inanışların, mesleklerin, dönem zevkinin günümüze yansıması, mezarda yatanla hayatta olanın arasındaki bağın temsilcisi. Sözün özü, her ne kadar yaşamayanların bedenini süslese de aslında yaşayanlara söylüyor sessiz şarkısını. Yaşamın paradoksunu, varoluşu, yok olmayı ve belki hiç yok olmamayı düşündürüyor.

                                                                                                            Hülya YERGİN

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Doç. Dr. Süleyman BERK, İstanbul Tarihi

Prof. Dr. Selda ALP, Hıristiyan Mezarlarında Hayvan Sembolleri

Onur ÇETİN, Ottoman Stone Tombs

Paylaş

Bir Yorum Yazın

Bize Sorun
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Size yardımcı olabilir miyiz?
0
SEPETİNİZ
  • Sepetinizde ürün yok.