VAROLUŞ VE ANLAM

VAROLUŞ VE ANLAM

İnsan, kendi yaşamının öznesi olmak, başkasında kendi anlamını bulmak ve kendi varlığını hissetmek gibi güçlü bir isteğe ve varoluş gerçekliğine sahiptir aslında. Ve anlam, sadece diğer insandan gelen şeydir. Ancak insan bu eğilimle yaşamda hareket alsa da anlam yitimine uğrayacağı sosyal süreçlerle karşı karşıya gelmekte ve zamanla yaşam yolculuğunda toplumun kendisine ideal gibi sunduğu anlamları kabullenme eğilimi göstermektedir. Yaşanılan, bireyin kendisine sosyal zemin sağlayan topluma tabi olması anlamına gelmektedir ki aslında aidiyetlik ihtiyacını karşılaması bakımından tamamlanma olarak da görülebilir. Ancak anlam yitiminin başladığı yer olarak görüldüğünde öznenin yok oluşa (karmaşa kavramını da kullanabiliriz) sürüklendiği gerçekliği karşımıza çıkmaktadır.

Toplumun beklentisine uygun değerler örüntüsü ile eylemliliklerinin örtüşmesi durumunda onaylanan birey, zamanla bunları normalleştirmektedir. Toplum beklentilerinin ve ideallerinin zamanla bireyin idealleri olmaya başlamasında eğitim süreçleri önemli bir rol oynar ve eğitim süreçleri toplumun mottosunu gerçekleştirmeyi amaç edinir. Eğitim aracılığıyla bireye kurdurulan hayal, belirlenen hedef  mesleki saygınlığa dayalı bir statüye sahip olmak ve bunun getirisi olan maddi olanakları elde edebilmek, maddi araçlara sahip olmaktır. Böyle bir mesleğe sahip olmak da ancak sıkı bir akademik eğitim süreciyle mümkün gibi algılanmaktadır. Bu durumda yüksek gelir getiren bir mesleğe sahip olmanın getirisi olarak arabasının markası, maddi araçlarının zenginliği ve çeşitliliği, bankadaki menkulünün miktarıyla ideal yaşam kurma arasında sıkı bir ilişki kuran toplumun bireye kaybettirdikleri neler olabilir?

Birey, kendi dünyasında çok zengin olabilir ve hatta bu zenginliği kendisini gerçekleştirme olarak kabullenmiş de olabilir ama unutulmamalıdır ki insan başkasında anlamı bulur ve kendisini gerçekleştirir. Anlamı bulma hallerinde pşisik örüntülerin neler olduğunu ve bunların içinde duyguların yerini ayrı bir bağlamda düşünmek gerekir çünkü insan bilişsel varlık olduğu kadar duygusal örüntülerle var olduğunu hisseden, varlığını devam ettiren ve karşısındakine hissettiren bir varlıktır aslında. Psişik örüntüler içerisinde varlık ve anlam duyumsaması duygular temelinde ele alınmalı, yaşam süreçlerinde anlamı kendinde ve ötekinde var etmesi ve devam ettirmesi açısından yeri değerlendirilmelidir çünkü yaşam boyu anlam olarak ayrı bir değere sahip olan ve anılarda güçlü bir şekilde saklananlar, aslında anda yaşanan duygunun bıraktığı izlerdir. Kalp kendi temposunda atmaya devam eder. Mutluluk/ mutsuzlukta, heyecan/dinginlikte, aşk/ ayrılıkta, sevgi/nefrette… ve öyledir ki ilk o duyguları deneyimlediği çocukluk yaşantılarından gençlik yaşantılarına ve yetişkinliğe evrilen tüm süreçlerde duygular bakidir. Duygu bağıyla bağlanır ötekine ya da başka bir duygu bağı ile uzaklaşır ötekinden. Ötekinde uyandırdığı duyguda bulur anlamını ve öteki de kendisinde olan duyguda. Aynı zamanda insanın eylemlerinde yaşamak ya da uzaklaşmak istediği duygular belirleyicidir. Bu durum hayatın her alanında; evde, sokakta, okulda, yalnızken ya da başkalarıyla birlikteyken yaşananda kendini gösterir. Yaşadıklarını saklar ve sakladığı da çoğunlukla duygulardır. Ve hatta yıllar geçse de aynı şey tekrar karşısına çıktığında ya da hatırladığında duygular eski haliyle varlığını hissettir çünkü anlam kaybolmamıştır.

Duygular ve yaşantı üzerine bu bağlamda farklı sosyal alanları kendi dinamiklerine göre değerlendirmek mümkün ve hatta gereklidir. Fakat bu dinamizmin ders süreçleriyle ilişkisi üzerine düşünülmesi, anlamlandırılması akademik perspektife dayalı yaklaşımların daha güçlü olarak kendini gösterdiği eğitim alanlarında varlığının, etkisinin ve gücünün fark edilmesi oldukça anlamlı ve değerlidir çünkü eğitim mekanik bir süreç değil aksine çoğunlukla duygusal örüntülerle dolu dolu gerçekleşen bir süreçtir. Öğretmen ve öğrenciler bir alanın üyesi / parçası olduklarını sadece kurumsal kimlikleri üzerinden algılamazlar. Belirgin olan aslında sık dile getirilmese ve yoğunlaşılmasa dahi duygusal bağlanmalar ya da uzaklaşmalar yoluyla ortaya çıkan anlamlardır. Hatta öğretmenlerin en sık duyduğu öğrenci yaklaşımlarından biri, dersi sevmek ve öğretmeni sevmekle ilişkilendirilen derse karşı tutumlardır. Çünkü; bir ders süreci öğretmenin öğrencisinin sözünde, yüzünde, hareketlerinde ve en önemlisi de gözünde fark ettiği duygudur ve tabi ki öğrencinin öğretmeninde, öğrencinin diğer öğrencide fark ettikleridir.

Bir soru, bir problem ya da yeni bir anlamla karşı karşıya gelen öğrencinin yaşadığı duyguyu öğretmenin anlaması ve anlamlandırması bu nedenle hem bir ihtiyaç hem de zorunluluktur. Akademik başarı odaklı ders süreçlerinin tercih edildiği, onaylandığı ve duygularla duygu gelişimi üzerine yönelimin yeterli olmadığı ve hatta çoğunlukla ihtiyaç olarak hissedilmediği eğitim ortamlarının yaşantı kayıplarını telafi etmek gerekirken son bir yıldır pandemi sürecinin kayıpları gittikçe derinleştirdiği görülmektedir. Günaydın diyerek, gülümseyerek ya da yorgun, mutsuz ifadelerle sınıfa gelen öğrencinin duygu durumu hem arkadaşları hem öğretmenleri tarafından görülememektedir mesela. Duygular fark edilmedikçe de üzerine düşünme imkânı, isteği azalmaktadır. Duygusu hissedilmedikçe anlama ve bağlanmalar zayıflamaya başlamaktadır. Kaybın artmaması, derinleşmemesi ve hatta normalleşmemesi için yapılması gereken bir şeyler olmalı mutlaka. Öğrencilerin yüz yüze eğitim ortamlarında kaybetmeye başladığı ve pandemiyle gittikçe derinleşen bu süreçlerini tersine çevirmek mümkün. Bu nedenle hayatın her alanında olduğu gibi eğitim ortamlarında ve farklı platformlarında önceliğimiz, hem kendi duygusunu bilen hem de iletişimde olduğu bireylerin duygusunu bilmek ve anlamak isteyen bireyler olmanın önemine dikkat çekmek olmalı. Ötekini anlamanın ve ötekinde anlam bulmanın yollarını görünür kılmak olmalı. Nasıl mı? Sınav başarısından çok kendi duygusunu, iletişimde olduğu diğer bireylerin duygusunu anlayan, anlamlandıran öğrencilerin konuşulduğu, takdir ve teşvik edildiği eğitim süreçleri ile…

 

“Geldim şu alemi ıslah edeyim “

Diyerek yüreğini ortaya koyacak kadar cesur insanın,

“Özümü meydanda gördüm sonradan”

Diyerek kendini açma ve kendine açılma isteyen iradenin

“Zaman mahlukuna meylini vermediği ve sermayeden zarar görmediği” yaşantılar olması ümidiyle…

Turiye TÜRKYILMAZ

 

Paylaş

Bir Yorum Yazın

Bize Sorun
1
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba.
Size yardımcı olabilir miyiz?
0
SEPETİNİZ
  • No products in the cart.